LUZERN / İSVİÇRE (3. gün)

Sabahleyin uyandık ve kendimizi dışarı attık. Önce tren istasyonun gidip Luzern için 2 kişilik gidiş dönüş bilet aldık. (46 CHF kişi başı gidiş dönüş) Sonra Nurgül Ablayla sözleştiğimiz gibi coopun önüne geldik. Ve 11de kasasını devretti onun coopcity kartı ile Bahnhof'a saat alamay gittik. İsviçreye gidilirde saat alınmaz mı? Sanırım 6 tane saat aldık. %10 indirim yaptırtıp %5 vergi iadesini havaalanından alarak burdaki fiyatlarla aynı olan saatleri biraz daha uygun almış olduk. Ardından Nurgül Ablanın kartı ile bir de digital fotoğraf makinası aldık. Ve aşağıdaki menuden bi kaç bişi ile atıştırarak. Yola koyulduk...



Tren istasyonuna geldiğimizde trenin kalkışına bir kaç dk varmış. Orada sarışın Alman görünümlü bir çocuktan peronu sorduk ki. Bize bu kadar yardım etmeye çalışan biriyle ilk kez karşılaştık. Peşine düşüp koşa koşa geldiğimiz perondan tam o anda tren kalkı ve biz bir yarım saat daha beklemek zorunda kaldık. Çocukla eşim sohbet ederken adının Berat olduğunu ve Arnavut olduğunu anladık.



Neyseki biletler saatlik değil. Aldığın bir bileti gün içerisinde istediğin bir saatte kullanabiliyorsun. İsviçre'de ise herşey dakik ve tam saatinde. Bunun için saate önem veren bir millet şehrin her tarafına saat kuleleri dikmiş...  Hızlı trenle yolboyunca yemyeşil Alp dağlarının eteklerini izleyerek Zug gölünü geçip Luzerne vardık.





İstasyondan inince bir kaç dklık yoldan sonra karşınıza etkileyici göl kenarında bir şehir çıkıyor.




Sahili takip ederek Luzernin en meşhur kilisesine varıyorsunuz.





Tertemiz ve en bakımlı kilise burada sanırım.



Tüm tablolar altından yapılmış ve halka açık bişekilde sergileniyor...



Kilisenin hemen arkasında din adamları için ayrılmış bir mezarlık var. Orayı gezerken ne kadar sade ve şık olduğunu görüyorsunuz. Tek bir adet taş ve üzerinde çiçek vardı. Biz Türkler gibi şatolar yapmamışlar. Abartmadan sadelikle süslemişler...



Kilisenin arka kapısından çıkarak yukarı tepelere doğru yürüyoruz. Gölü daha yukarıdan görebilmekti amacımız...





 Ve tam da tahmin ettiğimiz bu manzara karşısında yarım saat outurp dinlendik...





Basamaklardan inerekten gölün kenarına iniyoruz.







Yelkenliler ve kuğu manzarası ımmmm....



Göl kenarına inince geri yürüyerek meşhur Luzern köprüsüne varıyoruz. Bu köprü (ahşap) sanıırm bir 10 yıl önce yandığında luzern halkı bu tarihi eserin yanmasına çok üzülmüş. Kısa süre içerisinde onarmışlar.





Luzern Gölünden beslenen nehirin kenarında kuğuları izleye izleye yürüyoruz.









Kaleye varıyoruz. Kale saat 18:00den sonra kapanıyor dedikleri için biraz üzülerek yine de arka taraflarına tırmanıyoruz... Bir bayan oradaki görüntüyü de beğeneceğimizi söylüyor...



Kalenin ardından muhteşem görüntülerle heyecanlanıyoruz...



Tipik İsviçre görüntüsü ve fotoğraflarını çeken eşim iyice bir seviniyor :)





Kalenin ardından yürüyerek alt kapısından şehir merkezine inmek istiyoruz ki. Bir de bakıyoruz ki aaaa... Kale açık :) Fotoğrafçılık okulu çalışmaya geldiği için o gün kale açıkmış. Eşim de bende nasipli insanlar olduğumuz için sevinerek yukarı tırmanıyoruz....




Saat ve çan kulesini inceleyerek surların üzerine çıkıp bir tablo gibi görünen şehri izliyoruz....









Vee akşam oluyor... Sondan bir önceki Trene yetişrek oldukça geç bir saatte Zürih'e dönüyoruz...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !