Anasayfa / Fotoğraf / Brüksel 1.gün- 2.gün (03/04-11-2009)

Brüksel 1.gün- 2.gün (03/04-11-2009)

Merhaba;
Erdal yine aynı projede görevli. Bu sefer grubun başkenti Brüksel'e gidiliyor. Bana da soruyor. Betül yeni ev aldık. e birde kış mevsimi gelmek istermisin? Bilmiyorum ki??? Zaten şu sıralar karışık olan kafam iyce karışıyor:) Olabilir ama değer mi? Mevsim kötü mü üşür müyüz vs vs?
Ankara anormal soğuk. 2.5 derece.  Geçen yıl Berlindeki gibi bir soğuk olursa hiç tadı olmaz vazmı geçsek? Erdal bir öneri atıyor ortaya. Betül oradan Amsterdam'a geçeriz... İbre olumluya kaymaya başlıyor:) "Kötü hava yoktur. Kötü giyinmek vardır." diyoruz... Ama birde gri pasaportla Hollanda'ya geçiş sorun olur mu? Forumların birinde okumuştum. Hollanda mesela AB giriş vizesini kendinden almayınca girişe izin vermiyor diye. Biz girişi Belçika'dan yapıp çıkışı Hollanda'dan yapacağız. Sorun olmaz gibi ama???? Elçiliği arıyoruz. Problem olmaz denilince hazırlıklara koyuluyoruz.
29 ekimdeki tatilde kışlıkları çıkarıp yıkıyıp ütülüyorum. İstanbul'a uçak 11:50'de. Ataköyden ise 16:45 sanırım. Bilet fiyatı Ankara-Brüksel gidiş Amsterdam- Ankara dönüş 310 Euro. Amsterdam'a vardığımızda yerel saat ile 19 falan. Ataköyde Yıldız Hnm ve Doruk ile karşılaşıyoruz. Refik'in bakanlık oluru çok geç çıkmış. O bizimle aynı uçakta. Brüksel Belçika'nın tek havaalanı. Doruk önceden bi kaç kez geldiği için bizi götürüyor. Taksiyi soruyoruz 60 euro diyor. Sonra trene binip centralde iniyoruz. Kişi başı 10 euro. Sonra da botanik için metroya biniyoruz. Kişi başı 1.6 euro. Metrodan çıkar çıkmaz bir yağmur başlıyor. Koşarak gelip misafirhaneye giriyoruz. Misafirhane dışarıdan taş çok güzel bir bina ancak giriş katında bir plazma TV ve etrafında kahve gibi masalar var. Bir de sigara dumanı kokuyor. Moralimiz bozuluyor. 4 tek bir çift kişilik oda istiyoruz diyoruz. Girişteki bey kafası karışıyor. Sorumluyu cep tlf ile arıyor. Rezervasyonda böyle mi istenmişti diye teyyit ediyor. Eşim çok sinirleniyor. Ne yani yalan mı söylüyoruz diye söyleniyor...

Neyse bir aile odası var. Oraya çıkıyoruz. Yıldız Hanıma bizim katta bir oda. Serhat Bey ve Refik Bey’e çatı katında üstü camlı ve gökyüzünü yağmurda izleyebilecekleri bir oda veriliyor. Odaya gelince yine moralimiz bozuluyor.  Nevresimler eski ve temiz değil.  Lavaboda tuvalet kağıdı yok. Kaloriferlerin altı örümcek ağı. Sakinleşmek için dışarı çıkalım bir karnımızı doyuralım diyoruz. Sokak tamamen türklerle dolu. Kasabı marketi restoranı pidecisi baklavacısı berberiyle. Vitrinlerde bile veresiye teklif etmeyiniz yaziyor :) Marketten karnımızı doyurmak için bişiler alıyoruz. Misafirhanede ankastre temiz bir mutfak var.  Çay demleyebiliriz. Çayın yanına bişiler alıyoruz. Markette türk ürünlerini bulabiliyorsunuz. Pınarın peyniri, gazi(gazi markasını Hollanda'da gördüm sanırım Avrupada tutulan bir türk markası. Türkiyede pek görmedim ama peyniri ve yoğurdu muhteşemdi) peynir, erikli su, ülker bizim çorba, eti top kek, mevlana ekmek,  lipton çay, nutella (çay ve nutella türk malı değil ama bildiğimiz bir marka).  Ertesi gün toplantı var. Yıldız Hnm ve arkadaşlar ufak bir toplantı yapacaklar aralarında.  Misafir odasında konuşuyorlar. Bende çay demliyorum onlara. Refik Bey gel Betül sen de mühendissin bizimle otur anlarsın diyor:) Toplantı bitiyor. Aşağı inip tuvalet kağıdı istiyoruz. Televizyonlu misafir odasındaki dolapta var diyorlar. Dolapta tuvalet kağıdından başka nevresimleri görünce hemen alıp odadakileri değiştiriyoruz. Biraz daha sakinleşiyoruz. Uyuyoruz. Ertesi gün sabah erkenden eşim ve arkadaşaları toplantıya gidecekler. Ben mutfağa girip kahvaltı hazırlıyorum. Evimizde gibi türk ürünleri ve demlenmiş çayımızla kahvaltımızı yapıyoruz.
 

Toplantı ekibi gidiyor. Ben de odama dönüp biraz daha uzanıyorum. Başım çok ağrıyor. Bu günlerde de kendimi zaten çok yorgun bıkkın vede güçsüz hissediyorum. Hava basıncı değişikliği ve uçak yoruyor. 2-3 saat derin bi şekilde uyuyorum. Hava karanlık. Uyudukça uyuyasım geliyor. Kendimi kaldırıp dışarı çıkmak için hazırlanıyorum. Binada 4-5 adet sınıf var. Diyanetin öğretmenleriyle Fransızca, 5-6. Sınıflara din kültürü eğitimi , bayanlara nakış kursu verilen sınıflar var...  İşte yukarıdaki fotoğraflar da Brükseldeki diyanetin oradaki türkler için açtıkları sınıflar...
 
Sokakta bir gazeteci var. Harita almak isityorum.  Haritayı alıp  Grand Place (Grant Plas die okunuyor sanırım)’ın tarifini alıp, sokağın başındaki kilisenin önünden Tram yolunu takip ederek (Tramvaya türkler bile tram diyor orada:) ) önce botanik parka gidiyorum.  Garip garip heykeller var. Metal stunların içinde bayan vucuduna ait parçalar görünüyor.

Bir köşede biraz oturup haritaya bakıyorum. Sonra yürüye yürüye Grand Place’a gidiyorum. Borsa binasının önünden içeri giriyorum.
 
Bina 1873 yılında yapılmış. Belçika finans dünyasının buluşma noktasıymış... 

 
Veee mevsiminde tüm tabanı çiçek halısı ile kaplı olan meydana giriyorum. Meydan da Town Hall (Hotel de Ville)’un fotoğraflarını çekiyorum. Belçika’nın göze çarpan en eski anıtıymış bu. Gotik mimarisinin en iyi eseriymiş. İçinde Brüksel’in bir önceki town hall (sanırım parlemento gibi bişi). Ve de birde evlilik salonu varmış. Fransız devriminden beri Belçikalıların düğün törenleri gerçekleştirdikleri bir salonmuş burası. 

Meydanda sokak lambaları çok hoşuma gidiyor. Etrafı minik minik çiçeklerle süslü...


Tam karşısında kralın evi varmış. Maison du Roi (House of the king).  Şehir müzesini içerisinde barındırıyor. İçinde earthenware ve porselen koleksiyonu mevcut.  2. Katta ise menneken pis’in giydirilmiş 18. Yy’a kadar geriye dönük 600 adet kostüm mevcutmuş. Grand Place eski şehrin merkeziymiş. Burada çiçek pazarı kurulurmuş.

Meydanda yatan Everard’ t Serclaes’in İsa Heykeli de çok meşhurmuş. Bunu sıvazladıklarında insanlara şans getirirmiş. 
 

Ardından ara sokaklardaki hediyelik mağzalarını geziyorum. Muhteşem dantel örnekleri görüyorum. Brudge’da (Brüksel’in başka bir şehri) daha uygun ve güzellerinin bulunabileceğini duymuştum. Bir sonraki gün oraya gideceğiz diye almıyorum. Sadece desenlerine fiyatlarına bakıyorum. Ufak sehba örtülerinin tanesi 20-40 euro arası. Bebek elbiseleri 250 euro. Masa örtüleri ise 75den başlıyor 450 ye kadar boyutuna göre artıyor. 
 
Bir ara sokakda canlı heykellerden görüyorum. Ama adam canlı yanında da bir cansızı var J
 
Belçika’nın ünlü leonidas çikolatalarına bakıyorum. Ve kalabalığın fotoğrafını çektiği çeşmeye yaklaşıyorum.
 
Manneken Pis orada... Ay şok oluyorum. Dünyaca o ünlü heykel bu kadarcık bişeymiymiş. O minik heykelin ünü almış dünyayı yürümüş... Çikolataları ve hediyeliklerdeki heykelleri bile daha büyük. Gülüyorum. Manneken Pis’ in (ben ona pis heykel diyorum:) ) bir de hikayesi var.  Büyük festivallerden birinde bir zengin bir dük oğlunu kaybediyor. Ve 5 gün sonra çeşmenin bulunduğu bu noktada halen yapmakta olduğu bu işi yaparken buluyor:)
Bu pis heykele yılın her dönemi farklı bir kıyafet giydirilirmiş... Kasım ayı listesi de altta yazıyor:)

İşte yukarıdaki o kırmızı noktacık pis heykel:)
 
Yürüyerek meydana geri geliyorum. Yürürken Waffle yapan bir yer görüyorum.  3 tip waffle var. 2 euro sadece sos ve hamuru. 4 euro waffle üzerinde meyve üzerinde de sos. 6 euroya ise waffle üzeri meyve üzeri krema ve en üstü de sos.  Kremasız bir waffle alıp yiyerek yürüyorum. Ağzım yüzüm çikolata sosu oluyor:)  Allah’dan çantamda ıslak mendil var....

Belçika'nın süslü süslü kutularındaki meşhur bisküvileri ise bu dükkanlarda satılıyor...


Gezinmeye devam ediyorum. Güzel minik bir çeşmenin fotoğrafını çekiyorum.  Ve Eglise Saint-Nicolas (Saint Nicolas kilisesi önünden alışveriş yapılabilecek trafiğe kapalı bir caddeye giriyorum) Bu kilise de zamanında yaya ve araç trafiği için yıkılmak istenmiş ancak yetkililer tarafından 1954’de restorasyon kararı alınıyor. İçindeki choir 1381 tarihliymiş. Kapısı ise 18. Yydan kalmış...

City2 alışveriş merkezine giriyorum. Orada Avustralya el yapımı dondurmalarından limon ve vişne karışık alıyorum.... Immmm muhteşem. 2 euroya doldurdukları kabı zor bitiriyorum. Bir dolu mağzaya girip vaktin nasil geçtiğini anlamıyorum. Eşim arıyor ben de hızlı adımlarla misafirhaneye dönüyorum.  Gelince birlikte tekrar çıkıyorum. Onu keşfettiğim yerlere götürüyorum.  

 
Dönerken Diyanetin karşısındaki Türk Camisinin fotoğrafını çekiyorum...

Erdal ile farklı meydanlara sapıyoruz...

Birlikte antika eşyalar satılan mağzaların vitrinlerine bakıyoruz. 
 
Gelmeden önce internette Belçika’nın neyiyle ünlü olduğunu ve gezilesi yerleri okumuştum. Vitrinde görür görmez aaaa Belçika dantelleri diyorum. Nasıl yapıldığını göstermek için maket bir kadın konulmuş. Kadının elleri kolları dantel dokur gibi gidip geliyor...  Bir kasnakta sanırım memkik ile dokunuyorlar...

En küçük paketinden 4.6 euroya leonidas çikolata (alkolsüz istediğinizi ısrarla bildirin) alıp yiyerek geziyoruz. Tüm gün sadece etrafın çektiğim fotoğraflarını blog için ayırarak akşam da birbirimizin fotoğrafını çekiyoruz... Yıldız Hanımlarla karşılaşıyoruz. Onlarda pis heykele bakmaya gelmişler


Sonra geç olmadan  Notre Dam’a benzeyen katedralin (Saints Michael and Gudule Cathedral)  önüne Tenten müzesinin önünden çıkıyoruz. Misafirhaneye dönüp iyce uyuyoruz.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!