|
Sabah uyanıyoruz. Önceki günün yorgunluğu ile deliksiz uyumuşuz. Dinlenerek uyanıyoruz. Çooook güzel bir hava var. Balkondan dışarıyı izledikten sonra kardeşim ben güneşleneceğim diye tutturuyor. İyi diyor Erdal da git hadi mayısın ortasında sabah 9da ne güneşi bulacaksan:) Ben de Erdal seslenme o zaten bomboş kumda yarım saat sonra sıkılır gelir. (Kardeşimi tanımazmıyım) Musa gidiyor azıcık güneşleniyor. Biz bu sırada giyinip aşağı iniyoruz. Annemi Hotel'in sahibi Halil Bey ile bırakarak koyun yakın ucuna yürüyelim diyoruz. Biz toparlanana kadar Musa sıkılıp gleiyor bile:)
  Leb-i Derya diye www.amasra.net de gördüğümüz ahşap evleri görüyoruz. Onları geziyoruz. Bol bol fotoğraf çekiyoruz.

  Leb-i Derya'nın balkonu yok. Önünde böyle ahşap masalarda oturabiliyorsunuz. Hotel'e dönüp kahvaltıyı yapıyoruz. Sonra düşüyoruz Amasra yoluna. Amasra'ya Inkumundan Bartın üzeri yeni yapılan yoldan iniyoruz. Yolda genişletme çalışması var. Yarım saat kadar bizi durduruyorlar. Bekliyoruz. Sonra yol açılıyor ama yukarıda iş makınası ile çalışan kazma işi durdurmuyor. Aşağıya yuvarlıyor kayaları. Sağ arka kapıda güm diye bir ses. Anneme dönüp bakıyorum birşey yok çok şükür arabayı sağa çekiyoruz. Bakıyoruz kocaman bir topak kütlesi. Kapıya çarpıp parçalanmış. Sağ arka orta kapı ile sağ janta kadar kocaman bir kitle. Eşim ile musa iniyor gidip yetkili ile kavga ediyor. Ya bu adamı durduracaksın yolu açacaksın. Ya da yolu açmayacaksın diye. Adam suçlanıyor özür diliyor vs vs. Aşağıdan iş makinası kullanan kuş beyinli adama saydırırarak yol davem ediyoruz. Keyfimiz biraz kaçıyor korkuyoruz...
 Bakacak "tepesinde, şahlanan kır atının üzerinden Amasra' yı ilk defa gören Fatih Sultan Mehmet, şehrin güzelliğini uzun uzun seyretmiş, dalgalarında hala Amastris' in güzelliği saklı olan şehre bakıp, yanındaki Lala' sına büyülenmiş bir şekilde "Lala, acep Çeşm-i Cihan bu'mola" demiştir. Amasra'ya girmeden önce bu tepe de durarak aşağıya bakıyoruz. Çoooooooookkk güzel... Burada tezgahlar var mevsiminde çeşitli yöresel ürünler satılıyor ama bizim gittiğimizde sadece bir teyze vardı. Onunla sohbet ediyoruz anlatıyorda anlatıyor bize:) Eşim: Teyze köpeğinin adı ne? Teyze: Karagöz Eşim: Koyun ismi takmışsın köpeğe teyze Teyze: O beni çok gıskanı. Bana yaklaşan olsa hem havlayıveiii Eşim:Teyze poz ver fotoğrafını çekeyim Teyze: Benim pozla işim olmaz oul :) Amasra yukarıda da görüldüğü gibi bir yarım ada. Bir tarafı küçük liman diğer tarafı da büyük liman. Küçük limana bakan taraf.
  İşte bu fotoğrafta sağ tarafta küçük liman, sol tarafta da büyük liman. Biz yarımadadaki kalenin tepesindeydik. Bir taraf anormal derece de esiyor diğer tarafda dalga kımıldamıyor. Esmeyen tarafta biz biraz oturuyoruz. Huysuzlanan Musa annemle gidiyor. Biz de eşimle oturup Bu manzarada sohbet ediyoruz.
   Ağlayan ağaç cafe dedikleri yerde burası. ancak bu cephe anormal rüzgarlıydı fazla kalmadık.
 Kaleiçine çıkarken minik minik çiçeklerden görüyoruz. Eşim bu çiçekleri çok seviyor. Venedik de cam kenarlarında saksılarda büyütülen çiçekler diyor. Bir gün güzel balkonlu evimiz olursa bende böyle sallanan minik çiçeklerden dikeceğim diyor...
  Yarımadanın bağlantı noktası
  
    Büyük liman ve kayıkları.
   Büyük limana bakıyoruz. Ve aşağı limana iniyoruz.
 Limanda Kayserili bir grup var. Tur arıyorlar. Girip bir tekne ile pazarlık yapıyorlar. Biz de onlara takılıyoruz. Teknenin üstüne çıkıyoruz ve liman turu atıyoruz. Kişi başı 5 ytl. Poyraz olmasa civar koyları gezecektik. Ama poyraz limandan çıkamıyor. Önce dalgalı korkarsınız diyor kaptan, arkasından biz korkmayız koylara çıkalım diyoruz. Sahil güvenlik çıkarsak durdurur diyince vazgeçiyoruz. Sonra liamn içini turlamaya başlıyoruz. İşte burnuma olanlar orada oluyor. Mor kırmızı bir renk alıyor.
   Kayserili grup arkadaşlarımız:) Bizde teknenin üstündeyiz...
  Teknenin yanındaki can yelekleri düşüyor onları yakalamak için limanın ağzında 3-4 tur atıyoruz. Tekne müthiş sallıyor. Birde oturduğumuz ahşap oturak sallanınca aklım gidiyor.... Bu sırada Hotelden Halil Bey bizi cepten arıyor. Anormal poyraz var. Deniz çok dalgalı. Denize girmek için erken dönmeyin. Amasra'nın tadını çıakrın diyor. Bizde öyle yapıyoruz...
 Sonra ahşap eşyaların satıldığı çarşıyı geziyoruz. Birer buzdolabı magneti alıyoruz. Kardeşim bişiler alıyor vs derken tekrar limana dönüyoruz.
  Meşhur Bartı bastonları...
   Limanda Şirinler Cafe de balık ekmek yiyoruz. İçkisiz balık lokantası bulmak çok zor. Meşhur Amasra salatası alıyoruz. (domates, limon,kekik, kornişok turşusu, roka, kuru soğan, maydonoz, marul, pul biber vardi)
  Benim balık ekmeğim fena değil. Ancak eşime hazırlananın içinde 3 tane hamsi çıkıyor. İçine marulu doldurmuşlar. Tabi eşim sinirleniyor. Kızılayda yediğimiz Can balık da bile tepeliyorlar. Bu ne böyle diye sinirleniyor. Çocuğu çağırıyor. Anlatıyor. Balık memleketinde bu böyle olmaz diyor. Tamam sinirlenme Erdal ben blogumda yazarım onları tavsiye etmeyiz diyorum sakinleşiyor. Çıkarken de sahibi olan kadın pis pis bize bakıyor. Aman dikkat limandaki Şirinler Cafe ekmek içine 3 adet hamsi koyuyor... Oraya gitmeyin...
 Amasra çıkışında bir tepecik var. Orada da bir otel orayı geziyoruz. Fiyatları biraz uçuk ama çok nezih görünüyor. Sonra İnkumu'na odamıza dönüyoruz. Güneşin batışını kaçırmıyoruz....
     
19:03 - 20/5/2009 -
nailecim
Bende güzel olduğunu duymuştum ama bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum...
gezisepeti - 2009-05-21 15:38:43 - 2009-05-21 15:38:43
amasra
amasra çok güzelmiş gerçekten betül
naile - 2009-05-21 11:19:07 - 2009-05-21 11:19:07
|