Meyvesepeti Geziyoor...

ASHAB-I KEHF (21.05.2008)

Kategori: MERSIN

Eşim güneyi görmeyi çok istiyordu. Hatta Hatay konusudna çok ısrarlıydı ancak. Hem zaman dar hem de görülecek yer çok olunca. Bir Antep gezisinde durak olsun diye Hatay'ı bir başka seyahate erteliyerek Tarsus'a gitmeye karar verdik.  Pozantıya kadar  yoğun olan yol (tek şerit ve tırlarla dolu) Pozantı'da otoban ile açıldı.  Niğde'den görünen Bol Kar dağlarına (Torosların uzantısı) bakaraktan Pozantı otobanının kenarından  ayçiçek tarlasını izleyerekten Tarsus'a vardık.




Tarsus Hal girişi şeklinde yazan levhayı yok biz Tarsus'a dönelim diyerek atlayıp taaa kendimizi  Ankara yolunda bularaktan  Tarsus'a geldik. Aman ha dikkat:)  Tarsus Hali şeklinde yazan yer aslında Tarsus  girişiymiş :)  Tarsus'un içi Niğde'nin havasından sonra anormal nemli ve bunlatıcı geldi. Ashab-ı Kehf (Mağara arkadaşları)in tepede olduğunu biliyordum. Eşime hadi oraya gidelim belki orası eser nefes alırız dedim. Öyle yaptık....






Arabayı uygun bir yere bırakaraktan yukarıdaki merdivenleri tırmanıp Kuran-ı Kerim'de adı geçem mescitlerden bizi olan bu mescit'e doğru yürüdük...




Mescit'in hemen girişinde kocaman 4 levha halinde tarihini ve Kuran'da geçen ayetlerin yer aldığı bilgileri okuduktan sonra mesciti gezip 309 yıl mağara arkadaşlarının uyuduğu mağaraya giriyoruz....




İçerisi oldukça kalabalık. İçeride bir grup dua ediyor. İçlerindeki adama hasta bir çocuk getirilip okutuluyor. Durum içler acısı. Zeka problemi olan bir çocuk, ayakları çıplak kucakta sürüklene sürüklene getirilmiş buraya :( Kürtçe konuşan kadınlar mağaranın duvarına çocuğun adını kazımaya çalışıyorlar. Eşim onlara kızdığında ise ne yapacağımızı sana mı danışacağız diye karşı çıkıyorlar. Ben de eşime kızıyorum. Adamlar o ismi oraya kazımayı kafalarına koyup taa  Urfa'dan kalkıp gelmişlerse senin benim dediğimle onlar bu işten vazgeçmez. Maalesef ki cehalet yazık diyerek önce bu insanlara akıl fikir dileyerek dua etmeye başlıyoruz....






Bu olayla bozuştuktan sonra :) Mescitin etrafını geziyoruz. Ben kamerayla çekim yaparken Mescit'in müezzini yanımıza gelip kızım sen çekimine devam et ben sana anlatayım diyerek başlıyor anlatmaya :) Amca sağolsun böyle TV programı yapar gibi uzun uzun tane tane anlatıyor. Mescit'in onarımının Sultan Abdül Aziz'in annesi tarafından yaptırıldığını. Yandaki yeni minarenin 76 metre ve en yüksek 3. şerefeye kadar 200 basamakla çıkıldığını anlatıyor. Ancak bu minareye çıkış Kaymakamlık tarafından yasaklandığını anlatıyor. Derken ben kamerayı kapatıyorum sohbete başlıyoruz. Yukarılarda fotoğraf çeken eşim aşağıdaki müezzine sinir oluyor. Bana soruyor amca. Eşin asker mi diyor:) Hayır diyorum. Abi gel sana mescitin kilitli yerini açayım diyor. Eşim'de ben orayı napayım izin ver yukarı çıkalım diyor :) Sıkı bir pazarlıktan sonra 3 farklı yoldan 3 farklı şerefeye tırmanıldığını öğreniyoruz. Alttaki fotoğraftaki sağdaki şerefeler...
Biz ne akıla hizmet bilmem 3. şerefeyi seçiyoruz ve başlıyoruz tırmanmaya molasız tam 196 basamak.... Üstümüz başımız toz toprak oluyor. 2. şerefeden sonra kuş pislikleri başlıyor. Elinizi değdiğiniz yerlerde iri iri böcek ölüleri vs.... Yukarıdan video fotoğraf çekimi yaparak aşağıya iniyoruz. Ve müezzin bizi yuakrıda görünce sevindiğini öğreniyoruz. Yasaktan sonra tırmanan ilk bayan benmişim:) Bir seferinde 60lı yaşlarda bir amcanın yukarıda kalp krizi geçirdiğini öğreniyoruz. Sonra bir de Türkiye'de yakın zamanda yaşanmış uçak kazalarından birinin pilotunun da yakın bir zamanda buralara geldiğini öğreniyoruz.





3. şerefenden aşağıdaki Ashab-ı Kehf mescidinin ve etrafının görünümü. Aynı google earth gibi :)




Ve o akşam konakladığımız otel...



Ashab-ı Kehf

NOT: Mescitin girişindeki levhalarda anlatılmış olan tarihi

Hadisenin vukuu bulduğu tarif Romalılar devrine rastlar. Hz. İsa (a.s.)dan sonra Hz. Muhammd (a.s.)dan  önce ikisinin arasında vuku bulmuştur. Romalılar devrinde Tarsus'un eski ismi ERSUS'tur.
Burada Dakyanus veya Dekyuş adında bir hükümdar, tevsiri Gazi Beyzavi'de Hz Ali'den rivayete göre, onun altı tane veziri vardı. İsimleri (Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Sazenuş) idi. Bu hükümdarın döneminde insanlar hak yolundan sapmış, puperestliğe zorlanıyorlardı. Bu altı zat Dakyanusa karşı çıktılar. Biz semavatı kainatı yaratan Hz Allah bizi yaratmıştır. dediler. O inandığımız Allah'tan başkas bir ilaha yalvaramayız. Yemin olsun biz o putlara ilah diyecek olursak bu taktirde biz akıldan uzak hadden aşkın bir yalan söylemiş oluruz. Der ve bir yolunu bularak kaçarlar Dağın aşağısında bir çobana rastlarlar. Çoban bunları üzerlerindeki üniformalardan tanır. Çoban onlara paşalarım, bu taşlık dağda gezilecek bir yer yok. Burada ne işiniz var? Onlarda biz buraya gezmeye gelmedik. O kafir Allahlığını ilan etti. Biz de ona isyan ettik. Onun şerrinden kaçıyoruz. Çoban zaten ben de onun Allah olduğuna inanmıyorum. Durun şu koyunları sahiplerine teslim edeyim. Geleyim. Bu dağın ismi Encülüsdağ. Orada bir mağara var. Kışları koyunlarımızı orada kışlardık. Çoban bunlara rehberlik yapmaya gelirken onun Kıtmir adındaki köpeği arkalarına takılır. O da onlarla beraber mağaraya gelir. Onlar Cenab-ı Hakk'a niyaz ederler. Ey bizim Rabbimiz sen nezdinde bulunan rahmet hazinelerinden bize bir rahmet bir hidayet ihsan eyle. Düşmanlara karşı bize yardım eyle. Hem de kafirlerden ayrılma işinde bize hayır ile selah ver de bu sayede rüşte erenlerden olalım. Cenab-ı Hak onların duasını kabul eder ve tatlı bir uyku verir. O Dakyanus'un adamları gelir mağaranın önünü kapatırlar. Çıkmasınlar acıdan ölsünler. Burası bunlara mezar olsun denir. Bu eshab-ı Kehf'ler mağarada 309 sene uyurlar. Uyanacakalrı vakitte bir çoban tarafından mağaranın önü açılır. Bunlar da uaynırlar. Birbirlerine sual ederler. Biz ne kadar uyuduk. Bazıları biz bir gün veya günü bir kısmını kaldık derler. Bazıları da ne kadar yattığımızı rabbimiz bilir. Bir taneniz kalkın şu gümüş parayı alın da şehre gidin. Bize yiyecek getirin. Sizin kimsenin tanımamasına çok dikkat edin. Yemliha hazretlerini şehre gönderirler. O da varır şaşkınlıklar içerisinde kalır. Herşey değişmiştir. Bu şaşkınlıkla bir fırına varır. Ekmeği alır, parayı verir. Para elden ele dolaşır. Bu hazine bulmuş, bunu zabıtaya yakalatırlar. Zabıta sıkıştırınca beni Dakyanus'a götürün der. Derler ki bu paranın üzerinde onun sikkesi olduğu için biz seni yakaladık. Yemliha der ki şimdi kim var idarede. (Bidros veya Eryus adında bir hükümdar var dediler. ve o hükümdara götürüldü. Hükümdar sen kimsin? Yemliha ben şehrin halkından biriyim dedi. Dün veya birkaç gün önce şehirden çıktığını evlerini ve kavimlerini söyledi.  Hiç bir kimse onu bilemedi. Bunun üzerine hükümdar Bidrosevvel zamanda bir takım gençlerin kaybolduklarını ve isimlerinin hazinelerinde bir levha üzerinde yazılı olduğunu duymuştu. Levhayı getirtti.isimlerine baktı. Orada Yemliha'nın isminin yazılı olduğunu gördü. Diğer isimleri de okudu. Bunun üzerine Yemliha onlar benim arkadaşlarımdır dedi ve içeri girdi. Durumu onlara müjdeledi. O anda Anda Allah'u teala hepsinin ruhalarını gabzetti. Böylece eserleri Melik ve arkadaşları üzerine kapalı kaldı. Bundan sonra onları hiç kimse görmeye kadir olmadı. Bu rivayetlerin en doğrusunu Allah bilir. Bundan sonra üzerlerine bir bina yapalım dediler. Bina olsun mescit olsun münazaa ederler. Allah'a inananlar galip gleirler. Yapılan bina mescit olarak ittihaz edilir. Bu hadise Hz. İsa'dan önce olmuş. Hz. İsa zamanında uyanmışlar diyenler de olmuştur.




Tarsus'un havasının bunaltıcı etkisinden sonra çok ama çok doğru bir karar vererek Ashab-ı Kehf  otelde kalıyoruz. Sloganları şu: "Onlar burada 309 yıl kaldılar. Siz'de bir gece konaklamaya ne dersiniz?" Çok cana yakın ve ilgili insanların işlettiği bu otelden memnun kaldığımız için iki gece kalmaya karar veriyoruz. Tarsus manzarası eşliğinde akşam yemeğinde sac kavurma yiyoruz. Fiyat oldukça da uygun oluyor. (Akşam yemeği ve sabah kahvaltısı içerisinde iki kişilik oda 70 milyon....)

06:24 - 29/5/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


KIZKALESİ, CENNET-CEHENNEM-ASTIM MAĞARASI, SİLİFKE (22.05.2008)

Kategori: MERSIN

 

Tarsus'da bir gece uyuduktan sonra, aynı akşam aynı yerde kalmaya karar verdik. Onun için günü birlik Silifke'ye kadar gidelim akşam tekrar dönelim istedik. Yol kenarında Mersin'den sonra Kızkalesi'nde mola verdik. Kaleyi gezdik. O müthiş manzarada fotoğraflar çektik. Oturduk dinlendik... Geçmişte o kalenin içinde neler yaşanmış olabileceğine dair hayaller kurduk :)


İşte Kızkalesinin tarihi:


Korykos Antik Kenti ile ilgili ilk veriler, Helenistik Döneme Yani M.Ö.2 yy'a uzanmaktadır. M.Ö. 1. yy'dan itibaren, hemen doğusunda bulunan Elaiussa Kenti ile rekabet halindedir. M.S. 260 tarihi hem Korykos hem de Elaiussa Sebaste için yıkım tarihidir. Sasani Kralı Sahpur her iki kenti de tahrip eder. Kendini toparlayan Korykos özellikle MS 5 yy ve sonrasında inşa edilmiş ve büyük kiliselerden de anlaşılacağı üzere önemli bir Hristiyanlık merkezi haline dönüşür. 479 tarihinde kuzeybatı komşuları olan İsauralılar, Korykos'un komşusu Sebaste'yi ele geçirirler. 6. yy sonrasında kentin küçülmeye başladığı anlaşılmaktadır. Bu süreç 11.yy a kadar devam eder. 12.yy başlarında bölgede Bizans Egemenliği sürerken, Kızkalesi ve kara kalesi inşaa edilmiştir. Sonrasında Korykos, 1361'de Kıbrıs'taki Lusignan Krallığı'nın 1375'de Memlüklülerin 1448'de Karamanlıların 1482'de Osmanlıların eline geçer. Kara kalesi iç içe iki sıra surdan oluşmaktadır.. Dış surun, iç sura oranla geç evrede inşaa edilmiş olduğu düşünülmektedir. Sur duvarlarında kullanılan taşların büyük bölümünün daha erken evrelerde özellikle Roma Dönemine ait yapılar olduğu anlaşılmaktadır. Şehrin Sembolü olan bu güzel beldenin sahiline çok yakın bir adacık bulunur. Ada üzerinde inşaa edilmiş olan kalenin Anadolu'da farklı merkezler için de anlatılan hikayesi vardır. Hikayeye göre kahinler, kralın kızının bir yılan tarafından sokulacağını haber vermiştir. Bunu üzerine kral şehrin karşısındaki ada üzerine kızı için kale inşaa ettirtmiş ve bu sayede kızını güvenceye almak istemiştir. Ancak adaya götürülen bir üzüm sepetinin içindeki yılan kahinlerin kehanetini doğrularcasına kral kızını zehirlemiştir. Korykos Antik Kenti'nin modern adı bu hikaye ile bağlantılı olarak Kızkalesine dönüştürülmüştür. Korykos'un sınırları; Doğuda Elaiussa Sebaste'den, Batıda Cennet Cehennem'e kadar uzanır. Kaleler dışında antik kentin önemli mimari kalıntıları bulunmaktadır.Bunlar arasında Roma Tapınağı, nekropol, stunlu yol,kiliseler,sarnıçlar ve liman sayılabilir.

 

 

 

 


Kızkalesi'nin yanındaki plajda eşim denize girdi.


 

 Silifke Kalesi


 

Ardından Silifke'ye gidip kalesine çıktık. Şehirlerin kalesine çıkınca tüm şehri kuşbakışı görebilmek mümkün oluyor. İşte Silifke'nin kuşbakışı görünüşü ve ortasından geçen Göksu Nehri...

 

CENNET_CEHENNEM_ASTIM MAĞARALARI

 

 

 Otoparka aracınızı bırakınca karşınızda bu heybetli deve çıkıyor.

 

CEHENNEM ÇUKURU


 

Cennet Obruğunun 100m kadar yakınında bulunmaktadır. Ağız çapı 30 m en derin noktası ise 120 m civarındadır. Son derece sarp olan bu çukura inilmemektedir. Antik dönemin çok tanrılı Yunan kültürünün ürünü olan ünlü bir hikayenin  bu mekanda geçtiği rivayet edilir. Farklı anlatımları bulunan bu hikaye özetle şöyledir:

Mitolojiye göre yüz başlı alev püskürten dev bir ejderha olan Typhon, zaman zaman tanrılar tanrısı Zeus ile savaşmaktadır. Bu çarpışmaların birinde Zeus'u yenilgiye uğratmış ve tanrıyı Korykos'da daha sonra Cehennem ismi verilmiş olan bu mağraya kapatmıştır. Tanrılar dünyasının bir diğer önemli ismi olan Hermes, Pan ile birlikte Zeus'u bu mağaradan kurtarmış ve bu kez Zeus Typhon'un peşine düşmüştür. Typhon'u gördüğünde Etna Dağı'nı dev ejdarhanın üzerine fırlatarak, onun yerine derinliklerine hapsetmiştir. Antik dönemin en korkulu volkanı olan günümüzde de aktif bir yanardağ olan Sicilya adasındaki Etna Dağının hikayesi bu mitoloji ile bağlantılıdr. Belki bu hikayeye dayanarak, belki de ürkütücü derinliğinden ötürü bu obruğa Cehennem adı verilmiştir.

 

CENNET OBRUĞU

 

 

Obruklar doğal çöküntü sonucu meydana gelmiştir ve bölgede başka örnekleri bulunmamaktadır. Cennet oalrak adlandırılmış olan çukur 455 basamakla inilebilmektedir. Obruktaki merdivenler yer yer yenilenmiştir. Ağıs genişliği bazı noktalarda 200 m civarında olan Cennet Çukuru'nun en derin noktası yaklaşık 70 metredir.
MERYEM ANA KİLİSESİ:
Obrukta MS 5 yada 6. yy'da yapılmış olduğu düşünülen bir şapel bulunmakta ve şapelin giriş kapısı üzerindeki yazıtta Paulus adında dindar bir şahıs tarafından :Meryem Ana adına yaptırılmış olduğu
yazmaktadır. Kubbenin içi Hz. İsa ve havarilerin betimlenmiş olduğu freskelrle süslenmiştir. Obruğun dibinde ise küçük bir akarsu bulunmakta ve uzun bir mesafeyi yerin altından katederek Narlıkuyu'dan denize karışmaktadır.

 

  

 

 

Antik basamaklar

 

 

,

 Meryem Ana Kilisesi

 

 

ASTIM MAĞARASI

 

 Astım Mağarası girişi

 

 

Cennet Cehennem obruklarının 600m kadar batısında 20 m derinliğinde dar bir girişle inilebilen sarkıt ve dikitlerle dolu bir doğa harikasıdır. Sürekli yüksek nem yüklü bir iklime sahip olması nedeniyle astım hastalarını rahatlattığı söylenmektedir.

Astım mağarasından çıktıktan sonra Dilek Kafe adındaki yan tarafındaki yerde oturduk. Sabah kahvaltısı ile yola çıkınca akşam üzeri yorulmuşuz ve de acıkmışız. Denize karşı bu manzarada hava kararana kadar oturduk.


 

 

Astım mağarasından çıktıktan sonra Dilek Kafe adındaki yan tarafındaki yerde oturduk. Sabah kahvaltısı ile yola çıkınca akşam üzeri yorulmuşuz ve de acıkmışız. Denize karşı bu manzarada hava kararana kadar oturduk.Yörenin meşhur lezzeti tantuni, börek ve kekik turşusundan yedik.

 

Kekik Turşusu

 

Peynirli Sac Börek

 

Tantuni ve Yayık ayranı (meşhur silifke yoğurdu ile)

 

2 tantuni, 1 börek, 1 sıkma ve 4 bakraç ayran 15 YTL tuttu. Ankaradaki fiyatlara göre oldukça uygundu....

05:04 - 29/5/2008 - yorum {6} - yorum yaz


TARSUS (23.05.2008)

Kategori: MERSIN

 

Tarsus'un içini gezerken Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir müze girişindeki yazının fotoğrafını çektim ve şimdi onu bloga aktardım işte bize gezimizde rehberlik eden yazı :)

 

Bunları yapmadan Tarsus'tan gitmeyiniz

  • Antik Roma Şehrini görmeden
  • St. Paul kuyusunu görmeden
  • Tarihi Tarsus evlerinde yöresel yemekleri tatmadan
  • Şah Meran Hamamında yıkanmadan
  • Eski Cami ve Roma Hamamını görmeden
  • Bereket Peygamberi Hz. Danyal a.s'in kabrini ziyaret etmeden
  • Tarihi Kırkkaşık Bedestenininde kaynar içmeden
  • Ulu Camii'deki Şit ve Lokman Peygamberlerin makamları ile Abbasi Halifesi Memnun'un Mezarını ziyaret etmeden
  • St. Paul Kilisesi ve Bilal-i Habeşi  Mescidi'ni görmeden
  • Kleopatra Kapısından geçmeden
  • Kahraman Nusrat Mayın Gemisini görmeden
  • Tarsus Şelalesinde Sac Kavurmu ve Fındık Lahmacun yemeden
  • Hayvanat Bahçesini gezmeden
  • Cezerye, Humus, Mamül, içli köfte, Bici bici ve sıkma yemden
  • Şalgam ve Tarsus kahve içmeden
  • Adına Kuran-ı Kerimde Suresi bulunan Eshab-ı Kehf Mağarası'nı ziyaret etmeden
  • Sağlıklı köyündeki Roma Ticaret Yolunda yürümeden
  • Tarsus Arkeoloji ve Etnoğrofya Müzesini görmeden
  • Tarsus Baraj gölün'de piknik yapmadan
  • Donuktaş Roma tapınağını görmeden
  • Justinyen köprüsünden geçmeden
  • Taşti Sergi Salonunu gezmeden
  • Uluslara arası Tarsu maratonuna katılamdan
  • Eshab-ı KEhf'te yamaç paraşütü yapmadan
  • Taşkuyu mağarasını görmeden
  • Papazın Bahçesi ve Cehennem Deresi'nde piknik yapmadan
  • Yarenlik alanında yürümeden...

Bir kısmının fotorafları ise aşağıdadır :)

 

 

Bir önceki gün Tarsus'da kalmamıza rağmen Silifke tarafına gidince bir sonraki güne kaldı Tarsus gezimiz. Birbirine yakın ne çok gezilecek görülecek yeri varmış meğer...

Sabah kalhvaltımızı yaptık meyvelerimizi yıkadık. Odamızı boşalttık ve tam yola düşecektik ki. Ashabı-ı Kehf'e gezmeye gelen bir teyze az ilerimizde telefonda konuşuyor. Erdemli'den gelmiş oğluyla konuşuyor. Kadın bir dertli bir dertli analtılamaz. Sonra bizi etrafta görünce çağırdı başladı anlatmaya. Gelinniden dertli teyzem. Gelinin kız kardeşi doğum yapmış ve 3 gün sonra vefat etmiş. Teyzenin gelini de kızkardeşinin yanına gelmiş, kayınvaldiesine uğradaman evine (Sivas'a dönmüş) teyze de bunun üzerine ne gelinine ne de kardeşine başsağlığı dilememiş. Teyzenin de oğlu aramış anne sen neden başsağlığı dilemedin bana herkes annen bizi aramadı diye sitem ediyor diyor. Teyze de başlıyor ağlayıp dövünmeye. Bırak oğlum bırak diyor el kızı değil mi valla bulunur diyor. Bak baban öldü ben hayatımı yaşıyorum diyor. Sana birşey olsa geline bişey olmaz o da hayatını yaşar diyor. Neyse teyze dertli hikayesi de dallı budaklı :)

Teyze sen gençleri boşver. Muhtaç değilsen boşver onları dedik. Hem oğluna da karısını kötüleme ayrılsalar sen mutsuz olursun dedik ve ayrıldık :)

 

Merkeze çok yakın bir çay Berdan çayını gördük. Aslında çok özel değil ama doğal ve tarihi :)

 

ŞELALE

 

 

Taşıdığı Alüvyonlarla Çukurova Deltasının ortaya çıkışında önemli rol oynayan Berdan Irmağı, Orta Toroslar'ın Güneydoğu yamaçlarından (BOLKAR Dağları) doğan derelerden meydana gelmektedir. Seyhan ve Ceyhan ırmaklarının aksine Çukurova'da kısa bir yol kat ederek Akdeniz'e dökülür. Toplam uzunluğu 142 km yi bulan ırmağı oluşturan derelerin en önemlisi ise can, pamuklu, ve kusun dereleridir. Akdenize dökülmeden önce Tarsus ovasında geniş yaylar çizen Berdan aynı zamanda Tarsus'un kurulmasında önemli tercih sebebidir. Sağuksu anlamına gelen Berdan, aynı zamanda kentin 4 km kuzeyinde doğal bir güzelliği barındırmaktadır.  Bizans İmparatoru Justinyen (ms 527- 565) tarafından yatağı değiştirilirken, aslında Roma Dönemi sonlarına dek kullanılmış Nekropol alanında geniş ve yüksek bir çağlayana dönüşmüştür. Kenti su taşkınlarından korumak için yapılan bu çalışma sonunda bugün yaklaşık 15 m yükseklikteki Konglomera kayalıklarından
dökülen su, özellikle kış ve bahar aylarında karların erimesiyle en yoğun debisine ulaşır. Bugün aynı noktada yer alan Nekropoldeki Basamaklı ya da rampalı oda mezarları oyuldukları Konglomera kayaların zayıfoluşuyla güçlü akıntılara karşı koyamayarak büyük ölçüde tahrip olmuştur. Günümüzde şelale ve çevresi, Tarsusların özellikle sıcak yaz günlerinde ilgi gösterdikleri yerlerin başında gelmektedir. Bahar aylarında yükselen debisiyle genişleyen gölet ve çağlayanı güneşin batışıyla muhteşem bir görüntü oluşturur Bu özelliğinden dolayı araplar Kydnos'a soğuksy anlamına gelen "El-Baradan" ismini vermiştir. Bu isim günümüze Berdan olarak gelmiştir. Aynı zamanda şifa olarakta bilinen suyun bazılarının başına istenmeyen işler açtığı bir gerçektir. Bir ihtimali aktaran tarihi Büyük İskender'in Kydnos'da yıkandıktan sonra zatüree olduğunu ve bir daha da iyileşemeyerek kısa bir süre sonra Suriye'de öldüğüne değinir. Halife Memnun'da yine aynı akıbet sonucu Tarsus'da ölmüş ve Tarsus'a gömülmüştür.

 

 

Şehir merkezinde tüm gezilecek yerler birbirine yürüme mesafesinde yakın...

İlk durağımız Ulu Camii...


ULU CAMİİ


 Camii'nin ilk evresi, Harun reşit zamanına, 788 yılına tarihlendirilmektedir. 833 yılında vefat eden Halife Memnun caminin doğu tarafına defnedilmiştir. 962 yılında Tarsus, Bizanslılar tarafından işgal edilir ve cami kiliseye dönüştürülür. Memlüklüler 1360 yılında Tarsus'u ele geçirir ve 1362-1363 yıllarında camiinin arka bahçesinde şu an bulunan minareyi yaptırır. 1579 yılında amazanoğulları'ndan Piri Paşa oğlu İbrahim Bey tarafından cami şu anki görümüne ve Kırkkaşık Bedesteniyle bir bütünlük oluşturacak şekle getirir. Caminin köşesinde bulunan saat kulesi 1895 yılında caminin ortasında bulunan şadırvan ise 1905 yılında camiye ek olarak yaptırılmıştır.

 

 

Camii'nin restorasyonu yeni bitmiş. Bizi yıllarca oranın imamlığını yapmış, şimdiki müezzinin amcası gezdiriyor.

 

 

Namaz aralarında camii sürekli kapalı tutuluyor. Çünkü tesbihe dahi tenezül edilecek derecede hırsızlıklar oluyormuş... Taş işçiliğinin zerafetini gösteren bu fotoğrafı detaylıca inceledik. Aşağıdaki kapı ise sedefleri çalınmış, sedef işçiliğinin en eski örneklerindenmiş.

 

 

 

Şamdanlarının 300 yıllık olduğunu gösterdi bize...

 

 

Bu da camiinin içi. Arka tarafta ise

Hz. Adem'in oğlu Hz Şit Peygamberin makamı

Doktorların Piri  Lokman Hekimin makamı

Abbasi Halifelerinden Harusn Reşit'in oğlu Halife Memnun'un kabri

var...

 

 

Danyal A.S'ın kabri. Restorasyon yapıyorlar... Hz. Ömer'in komutanlarından birinin kabri bulduğunu okuduk. Bulduğu cesetin üzerinde ise bir yüzük bulmuş. Yüzükte ise iki aslan arasında bir oğlan çocuğu sembolü varmış. Bundan Hz. Ömer'e bahsedince o kıssanın Hz. Danyal A.S'a ait olduğunu ve o çürümemiş cesetin ona ait olduğunu üzerini kapatıp izinin kaybedilmesi gerektiğini emretmişler. Üzeri kapatılarak, üzerinden nehir geçirilmiş ve hemen yanına bir köprü yapılmış. Nehir yatağında kalan kabir ise ancak yıllar sonra bulunmuş...

 

 

Nehir üzerinde yapılmış köprü ve restorasyonu...

 

 

Bilal Habeşi mescidi. Ashab-ı Kehf'i ziyarete gelen Bilal'i habeşi Tarsus'da konaklayıp bu mescitin olduğu yerde dua edip konaklamış. Halk burada ezan okumuş diye biliyor ancak içerideki amcanın bize anlattığı ise şöyle:

"Bilal'i habeşi peygamber efendimiz dünyasını değiştirince bir daha tekrar ezan okumamış. Ancak Efendimizin torunları Hz. Hasan ve Hüseyin'in ısrarı ile ikisinin kollarına girerek bir kez okumayı denemiş ancak ezan içerisinde peygamberimiz ile ilgili olan yeri söylemeye çalışırken üzüntüsünden düşüp bayılmış. Dolayısı ile burada tekrar okumuş olamaz" dedi.

İçeride bir sanduka var ancak sembolik dua etmek için burada asıl kabri Şam'da dediler... 

 

 

Roma Antik yolu...

Tarsus Belediyesinin 1993 yılında yaptığı kapalı otopark inşaası sırasında antik kalıntılar ile karşılaşılmış ve Müze Müdürlüğü Başkanlığında Selçuk Üniversitesi'nin bilimsel danışmanlığında, 8 yıl süren arkeolojik kazılar yapılmıştır. Antik yolun Romalılar tarafından MÖ1. yy ile Ms. 1.yy arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Antik Çağ içerisinden uzun dönem hizmet verdiği anlaşılan bu yolun dönemin bir çok ünlü isminin kullanmış olması ilginçtir. Bunların arasında St. Paul, Ciecero, Julius Case (Augustus), Athenedoros, Nestor, Kleopatra, M Antonius, Hadrian bunlar arasında en ünlüleridir. Bugün modern Tarsus'un tam ortasında kalan Antik Cadde poligonal teknikle yerleştirilen Bazalt taşlarıyla 6,5 m genişliğindedir ve günümüzde 60 mlik bir kısmı ortaya çıkarılabilmiştir. İlk bakışta göze çarpan balıksırtı formu ve hemen altındaki kanalizasyon tetibatı, mimari açıdan Anadolu'daki diğer yollardan farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca caddenin hemen batısında stunlu bir platform doğu yanında caddeden sonraki bir döneme ait Roma evi yer almaktadır. Mozaik avlulu bu ev  olasılıkla MS 4. ya da 5.yy lı ,işaret ederken, caddenin uzun süre kullanım gördüğünü de böylelikle belgelemektedir.

 

 

 

Eski Tarsus Evleri...

 

 

Ermeni Mahallesini gezerken bir amcayla sohbet ediyoruz. Bize dut ikram ediyor. Üstteki fotoğrafta sokağın sonundaki evde yaşıyor amca. Buralar asfalt döşenirken greyderlerin sandıklarla ceset bulduğunu söyledi. Bunlar için adam çalışanları uyarmış ancak amca biz bunları devlete haber verirsek bu yolun döşenmesi yılları bulur ona göre diye tehdit ederek işe devam etmişler... Bu inşaat halindeki evin hikayesi ise şöyle:

 

Ermeni evlerini artık yabancılar tekrar satın alarak geri dönüp restore edip içlerine yerleşmeye başlamışlar. Misyonerlerin faaliyetleri ise yine son süratla devam ediyormuş. Maaş bağlattıkları işsiz çocukların dinlerinden vazgeçip Hristiyan olmalarını sağlıyorlarmış...

 

 

 

Ve ünlü şahmeran efsanesini bilmeyen yoktur. Ama ben yinede anlatayım. Şahmeran başı erkek, yılan ve 6 kolu olan bir yaratık. Kralın kızına aşık oluyor bu şahmeran. Kralın kızı ise Şahmeran Hamamında yıkanırken çatısından güzel kızı izlerken çatı çatırdıyor ve hamamın içine düşüyor. Kralın admaları ise içeri girip bu yaratığı öldürüyorlar....

 

 

Hadisenin geçtiği Şahmeran Hamamı

 

 

St. Paul kuyusu

 

 

St. Paul kilisesi

 

 

Kırkkaşık Bedesteni (ulu camii yanı)

05:00 - 29/5/2008 - yorum {3} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Tanım
Gezelim Görelim :)
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- Brüksel 1.gün- 2.gün (03/04-11-2009)
- Brüksel 3.gün (05-11-2009)
- Brüksel 4.gün-Amsterdam 1. gün (06-11-2009)
- Amsterdam 2.gun (07-11-2009)
- Amsterdam 3.gün (08-11-2009)
- PARIS 1.gün (29-06-2009)
- PARIS 2. gün (01-07-2009)
- PARIS 3. gün (02.07.2009)
- PARIS 4.gün (03.07.2009)
- PARIS 5.gün (04.07.2009)