|
Erdal bey'in bizi İsviçre, İtalya ve Almanya'ya götüren projsinin bu seferki ayağı İstanbul'da olacaktı:) Nisan Mayıs'da her yıl İstanbul'a zaten giderdik. Bu seferki toplantıya denk gelince bir de Erdal Bey'in ısrarı ile ben de katıldım:) Yolculuk Bolu Dağın da Varan nın tesisinde keyifli başladı. Sonra İstanbul'da Levent de indik taksi ile misafirhaneye geçtik. Ve ertesi gün Erdal Bey the Marmara Oteline gitti. Ben de biraz dinlenip dışarı çıktım.

Otobüsle önce taksime sonra da Eminönüne geçtim. Taksimde lale festivalini görünce ayyy İstanbul'da lale zamanı dedim kendi kendime :) Amaaa önce bir alışveriş yapayım dedim. Doğru Mahmut Paşa'ya:) Galata köprüsü civarindaki balıkçıların fotoğrafını çektim.

Yeni Cami'nin önünden Mahmut Paşaya çıktım.




Tarihi Mısır Çarşısının içinden sağa sola bakına bakına geziyorum. Kendime anneme kayınvalideme eşimin yeğenine birer hediye aldiktan sonra liseden arkadaşım Duygu'yu aradim. Öğleden sonra takismde buluşalım dedi. Bende alışveriş bitince taksime geldim. Kendi kendime biraz gezindikten sonra



Aya İrini (adını doğru hatırlayamayabilirim) kilisesine girdim. Bir tur attım çıktım. Ardından Duygu aradı. GS Lisesinin önünde buluştuk. Önce köfteci Ramiz'e girdik kaşarlı köfte yedik. Havalandırma bozulunca duman altında kalmamak ve köfte köfte kokmamak için oradan kaçıp Dilek Cafe'ye girdik. Muhteşem tiramissu yiyip Gloria Jeans Cafede saatlerce sohbet ettik. Berry Mix ve dondurma ile saati akşam 23:00 yaptık. Birlikte otobüse bindik. Duygu Mecidiyeköy'de Beykoza aktarma için indi. Ben de ulusda... Çok keyifli bir gündü. Sağol Duygucum sohbetini çok ama çok özlemişim...
15:43 - 21/4/2009 - {yok} -
Bir önceki gün gezdiğim için bana sinir olan Erdal Bey ile sabah erkenden kalkıp giyinip hemen dışarı çıkıyoruz. Benim birazcik yorgunluğum var ama Erdal Bey'in toplantı yükünü üstünden atmış, gezme modunda acaip mutlu bir havası var. Sırt çantamızı ona veriyorum. Önce yürüyerek Ulus parkına gidiyoruz. 2 köprüyüde görüyor. Güzel bir manzarası var ama hava biraz sisli olduğu için fotoğraflar çok net çıkmıyor.


Yürüyerek Kuruçeşme evlerinin içinden Arnavutköye iniyoruz. Hedefimiz Emirgan koru'su kahvaltı yapmaya gidiyoruz.
 Erdal Bey yürüyerek gidelim diyor biraz yürüyüş yapıyoruz. Bu yaralı martıyı görüyorum. Balıkçıların fotoğrafını çekiyorum ama ben hem açım hemde dünden yorgun:) Mızırdanıyorum otobüse binip Emirgan'da iniyoruz.

 Liseden diğer bir arkadaşım Eren ve Ayça'nın facebookda görüp hayran kaldığım fotoğrafların çekildiği yerin Emirgan Korus'su olduğunu öğreniyorum ve Ayça'nın tavsiyesi üzerine Sarı Köke doğru yol alıyoruz:)

 Emirgan Korusu bir harika... Sümbül menekşe ve LALE...
     Sarı köşkte açık büfe kahvaltıya giriyoruz. Çok acıkmışız. Ancak 1 saat var kahvaltının kaldırılmasına. Brunch 9 ile 12 arasındaymış. Aşağıdaki muhteşem manzara eşliğinde karnımızı doyuruyoruz.
   Sarı Köşkün balkonundan boğaz...
 Karnımız iyice doyunca başlıyoruz gezmeye... Burada oturuyoruz. Derken bir tadsızlık çıkıyor aramızda ve Erdal Bey ile tartışıyoruz. Bir kaç gündür ya sabır çektiğim şeyleri döküveriyorum birden ve Erdal Bey'de hiç beklemediğim bi şekilde e o zaman peşime takılmasaydın gibi bir yorum alıyorum. Birden kalakalıyorum. Kim niye senin peşine takılıyor anlamıyorum. Ben yanlız gittiğim seyahatlerde sıkılıyorum diye benimle gitmek için ısrar eden koca neden böyle birşey diyor anlayamıyorum. Sinirlerim tavan yapıyor. Ayağa kalkıyorum. Tekrar et peşine takıldım mı takılmadım mı diyorum? Yanıt eğer EVET olsaydı orada taksi çağırıp Ankara'ya dönecektim ki alttan alan Erdal Bey hayır diyor. Biraz sakinleşiyorum ama öfkem geçmiyor. Buradan sonra parkta ayrı ayrı geziyoruz.
  Lale şenliklerinde minikleri eğlendiren grup istek alıyor. Çocukların dans ettiği parça ne mi :) Hadise'den düm tek :)
 Lale heykenlleriyle tasarımların arasında geziyorum. Karşıda bir kalabalık var yaklaşıyorum :)
 Bir bayan lale ebruları yapıyor... Biraz izliyorum. Çok huzur veren bir sanat... Bende yapmak istiyorum diyorum içimden.
 Laleler içinde resim çizen bir bayan:) Ve parkta lale türlerinin olduğu bir bahçe var. Hemen fotoğraflıyorum. Daha açmamış olanlar olduğu için tamamını çekemiyorum. Ancak çektiklerim aşağıda...
 CİLVELİ
 BAŞ TACI
 MAHŞER GÜNEŞİ
 COŞKU ARTIRAN
 TULIPA JAN VAN NES
     VEZİR IŞIĞI
 BÜLBÜL YUVASI
 SEVGİLİNİN DUDAĞI
 SALTANAT TUĞU
 HZ. MUA'NIN BEYAZ ELİ
 KOR DAMLASI
 EFENDİNİN HEDİYESİ
 KANARYA SUKUTU
  Biraz daha dinlenip. Parktan ayrılıyoruz.
    İstinye Tarabya tarafını yürüyerek geziyoruz. Bir otobüse binip Sarıyere gidiyoruz. Sonra da dönüp Beşiktaşa...
    Mazhar Alanson'u görüyorum... Ayy sarı laleler şarkısı dilime dolanıyor. Tüm gün onu söylüyorum:)
 Yol boyunca oturduğumuz yerlerden biri daha...
 Beşiktaş'dan Ortaköy'e yürüyoruz. Akşam namazını kılıyoruz. Ve olmazsa olmazlardan bir kumpir alıp birlikte yiyoruz. Yatsı namazını kılıyoruz. Bu sırada yağmur yağıyor biz Ortaköy Camii sinde olduğumuz için ıslanmıyoruz ancak konukevine dönerken indiğimiz yerde bastıran yağmurdan hafif ıslanıyoruz. Tabanlarımız acıyarak uyuyoruz. Gece bir kaç kere uyanıyoruz. Birere ağrı kesici alıp tekrar uyuyoruz...
13:47 - 21/4/2009 - {yok} -
Benim bir önceki halim gibi Erdal Bey her tarafı tutulmuş uanıyor ama gezme aşkı var içimizde :) Giyinip çıkıyoruz. Ben Gülhane'de kahvaltı yapalım diyorum ama Erdal Bey çok sallanıyor. Onun için taksimde bir simitcafeye girip çay içiyoruz. Sonra Eminönüne gidiyoruz. Cuma saati yaklaştı. Erdal Yeni Camii'de kılıyor ben de geziniyorum. Aklıma takılan diğer eşarpları da alıyorum:) Sonra Erdal ile buluşup Sultan Ahmet' doğru yürüyoruz. Cağaloğlu Hamamına bakıyoruz. Havuda kullanmak için peştemal alıyorum :) Saunada falan acaip iyi oluyor hafifce çantada taşınıyor:)
 Sultan Ahmet ile Ayasofya'nın ortasındaki banklarda oturuyoruz biraz. Sultan Ahmet'de öğleyi kılıyorum. Sonra ikindi için cami boşaltılıyor. Turistler dışarı çıkarılıyor. Kendimi böyle özel hissediyorum:)
 Artık Gülhane Parkı'na iniyoruz. Benim kahvaltı için plan yaptığım yere ancak ikindi iniyoruz. Park acaip güzel gerçekten Topkapı Sarayı'na layık bir saray bahçesi olmuş:)
 Yaşlı çınarların arasında yürüyoruz. Leylerler var. Bu yıl yine leyleği havada görüyoruz diyoruz:)

    Gülhane Parkı'nın sonundaki çay bahçelerinden birinde oturuyoruz. Bir dmelik çay söyleyip tüm boğazı yaşlı yarım adadan izliyoruz. Boğaz trafiğinde çalışan vapurların fotoğrafını çekiyorum. Ve hava kararmadan divan yolundan yürüyerek Beyazıt Meydanına yürüyoruz. Otobüse biniyoruz. Hava kararmadan Taksimde olalım diyoruz. Geçen sefer Eminönündeki çanta olayından sonra hava karardıktan sonra Eminönünde kalmak istmeiyoruz.
     Otobüsete bir kız ve annesi yanımızda duruyor. Kadın kızının kulağına eğilerek diyor ki. Kızım annem hasta deyip yer istesene... Erdal bunu duyuyor. Gel teyze bizde çok yorulmuştuk ondan farkında olamadım diyor. Derken kadın bana laf atıyor başlıyoruz sohbete... İzmirde oturuyorlar. Aile Muğlalı. Kızı Konya'da okuyor :) İstanbul'a önce tedavi için sonra da gezmek için gelmişler...Derken Taksime geliyoruz. Bir yemek iyip turluyoruz. İskender oldukça lezzetli. Sonra İtalyan dondurması yiyoruz. Roma'dakilerden biraz daha ağır. Akşam olduğu için de meyveli kalmamış :( Vee konukevine dönüyoruz...
12:40 - 21/4/2009 - {yok} -
Erdal Bey'de ben de artık iyce yorulduk. Bugün fazla yürümeyelim dinlenecek biryerlere gidelim dedik. Ulus'a yakın Beşiktaş'da Dolmabahçe Sarayının arkasındaki Yıldız Parkına gitmeye karar verdik.. Bekarken bir eğitime geldiğimde bir arkadaşım (Akife hanım ve Eşi Levent Bey ile gelmiştim buraya) Eşime ısrar ettim. Çok güzeldi, bir gün benimde eşimle gezebileceğim bir yer demiştim. Ak merkezin karşısından otobüse bindik. Ulusoy'un önünde indik. Biletlerimizi aldıktan sonra yıldız parkına gittik. Gezinirken hemen bir kaplumbağa gördük. Yaklaştım fotoğrafını çekmeye başladım. Hızla yanımdan uzaklaştı :)
  Lalelerin içine daldı bizimkisi:)
 Tombik tostosu rahat bıraktım derken bir de sincap gördüm ben aaa derken o kaçmaya başladı:)
 Kahvaltı için kır kahvesine girdik. Bir kahvaltı tabağı bir de gözleme istedik. Eşim gözlemeyi beğenmedi ama kahvaltı tabağı oldukça iyiydi :) Kanımızı doyurup tekrar daldık parkın içine... (Hesap 18 ytl)
   Artık burada da lale fotoğrafına boğmayacağım. Ben de diğer çiçekleri resimledim. Yıldız porselenin teşhir mağzasını gezdik. Oradan önce de Yıldız Şale'yi gezdik (Şale: Fransızcada köy evi anlamında kullanılan bir kelimeymiş)
 Dolmabahçe'ye gelen saray misafirlerinin ağırlandığı salon... Sedef salonu fotoğraflıyoruz.
  Bu salon 450 metrekare ve halısı tek parça imiş. Halı dokunduktan sonra duvar yıkılarak içeri alınmış gibi bir söylentisi mevcut ve aynısı tekrar yapılmasın diye de dokuma tegahının kırıldığı söylentiler arasında:)
 Köşkte kalorifer sistemi cumhuriyet ile getirilmiş. Öncesinde bu tip sobalarla ısınılıyormuş...
 Abdülhamit Han bu köşkte göz hapsinde tutulmuş.
 Bahçede ise TRT'nin Abdülhamit Han ile ilgili çekimleri vardı.
 Ortaköye iniyoruz tekrar. Çok kalabalık ve çok keyifli.... Karşıya geçip otobüse bineceğiz. Beşiktaş'dan Üsküdar'a vapurla geçmek niyetimiz. Otobüse binerken benim dikkatimi kendi kendine konuşan bi kadın çekiyor. Eşime gösteriyorum. İlginç diyor. Otobüste kadın bize laf atıyor ve anlatıyor akıllı akıllı... Boynunda taşlardan bir haç var. Ermeniymiş. Ortaköyün en eski yerlilerinden. 20 göbektir Ortaköylüyüz diyor. Evlerinin yandığını ve kaymakamlığın yaptırttığını anlatıyor. Ermeni mezarlığını site yaptıklarını tegahlarını haftasonları dışında açamadıklarını anlatıyor. Biz de ilgiyle dinliyoruz :) Ortaköyde sadece 200 kişi kaldıklarını. zamanında 3 mezhep farklı mahallelerde yaşadıklarını anlatıyor. Herkesin konut alanı farklı ancak şimdiki meydanda herkesin selamlaştığını söylüyor...
 Sonra Dentur'un özel vapuruna binerek Üsküdar'a geçiyoruz....
 Üsküdar ahalisi çayır çimen yayılmış:)
 Ay hatta boğaz sularına kendisini bırakanlar bile var. İki kafadar birbirlerini gaza getirmişler :) Biri atlamış diğeri üşüyor:) Suyun içindeki diğerine saydırıyor. Beni girdirttin sen gelmiyorsun diye:)
 Bu iki kafadar da güzel güzel sohbet ediyorlardi:)
 Üsküdar da Fethi Paşa korusu'na kadar yürüyüş yapıyoruz. Koruya çıkarken bir fotoğraf çekip dinlenerek ağır ağır çıkıyoruz.
 Koruya tırmanmadan önce benim gibi morali bozuk kırık dökük küçük bi kız denize bakıyor:) Onun fotoğrafını çekiyorum:)
 Ferit Paşa korusunu geziyoruz. Kanlıca'ya gitmeye karar veriyoruz:) Otobüs durağıdna beklerken eşim kuyruğunu kaybetmiş bir kediyi seviyor. Kedi ise dizinin dibinden ayrılmıyor. ama ben bu kediyi sevmiyorum:) Sürekli dişlerini gösteriyor garip bir bakışı var. Öyle uysal asil gözükmüyor bana :)
 Kanlıca'da güneşin batışını izliyoruz. Pudra şekeri ile yoğurt yiyoruz... Ve gelen minik kayıklara bakıyoruz.
 Emirgan'dan Kanlıca'ya getiriyorlar insanlari. Kişi başı 5 ytl:) Boğaz trafiğine girmektense muhteşem bir çözüm:) Güneş batıyor ve biz Çengelköy'e geçiyoruz. Çengel köyde içkisiz restaurant bulmak çok zor. Bir büfe de içki olmadığı için girip soruyorum. Bize durağın tam karşısında Çengelköy Balıkçısını tarif ediyor. Giriyoruz oldukça nezih. Balkonda oturuyoruz. Ben çupra istiyorum eşim de istavrit istiyor. Birer kola ve salata alıyoruz.

 Hesap 25 ytl geliyor. Oldukça uygun... Üsküdar'a dönüp vapurla Beşiktaş'a geçip tekrar AK Merkeze geliyoruz... Ertesi gün hertarafımız ağrıyarak uyanıyoruz. Valizlerimizi toparlayıp Beşiktaşta Hakan Cafe de bir kahvaltı yapıp otobüse binmek için 12 de firmaya gidiyoruz. Servisle Okmeydanına oradan Küçükyalı'ya ve saat tam 18:30 da Ankara'ya geliyoruz. Ancak Ulusoy'un rezalet eskimi eski bir otobüsüyle rezil bir yolculuk geçiriyoruz. Trenden beter motor sesi. Kulaklığı takıp müziği son ses açsak bile motor sesi yine kulağımızda... Bu da Ulusoy ile son seyahatimiz oldu diyerek Ankara'ya geliyoruz....
11:03 - 21/4/2009 - {2} -
Bir önceki
başlıktada
anlattığım boğaz turundan sonra iftara kadar zamanımız olduğu için
Topkapı Sarayını gezmeye karar verdik... İşte saraydan fotoğraflar ve
bahçesinden görünüm... NOT: Giriş ücreti 10 YTL
hareme girmek
isteyenler için bir 10 YTL daha ödeniyor. Öğrenci, öğretmen ve Kültür
Bakanlığı çalışanlarından ilk ücret alınmıyor...
İşte
bu yoldan yürüyerek saraya ulaşıyorsunuz. Sağlı sollu yemyeşil ve de
kedilerle dolu bir yol. Hatta bu yolda birde van kedisi gördük
:)
Tarihe tanıklık
etmiş çınarlar....
Biletlerimizi
aldıktan sonra sarayın kapısından içeri giriyoruz...
Harem'in üzerindeki
kule.
Haremin girişi.
Padişah atla buradan içeri girermiş... Duvarlar tamamiyle Kütahya
çinileriyle süslü...
Tamda girişteki
devasa ayna...
Padişah'ın yıkandığı hamam...
Padişahın
tahtlarından biri
Haremin kapalı avlusu.. Yukarıdaki her bir oda bir hatuna
aitmiş...
Harmein
avlusu
Padişah'ın annesine
ait olan oda... Oğluna sefere gittiğinde dua edebilmesi için dua
odaları da mevcutmuş...
Sarayın bahçesinde
oturup her iki yönüyle boğazı izledik...
Bir önceki
geldiğimizde çay içip dinlendiğimiz gülhane parkının saraydan
görünümü... Saray bahçesinin bitişiği :)
İftara
çok az zaman kala Havva ile buluştuk. İlginç bir iftardan sonra
Özsüt'e
çıkarak orada 2 camii (sultanahmet ve ayasaofya) manzarasında hoş
sohbetle frambuazlı güllacımızı yedik....
Bu da özsütün terası:)
Ardından Beyazıt meydanına yürüdük. Oradan taksime bindik. Taksime
geldiğimizde saat 22:30 du. Bi çok otobüs gitmişti. Bizde Havvayı tek
başına Bostancı'ya göndermeyi istemedik. Teklifimiz üzerine o da
bizimle misafirhaneye (Etilere) gelmeyi kabul etti. Yolda giderkende
sahur için program yapmaya koyulduk. Rumeli Hisarının önünde yani 2.
köprünün Avrupa bacağında Kale cafe varmış. Sadece sahur için muhteşem
şeyler yapıyormuş... Sabaha kadar da dolup boşalıyormuş. E bizde bir
değişiklik olsun birde böyle bir sahur yapalım dedik :)
Konukevine
gittik. Gece 3'e kadar Havva ile bıdı bıdı konuştuk. Evlilik adına
tecrübelenen betül Havva kardeşine tecrübelerini erkekleri anlattı.
Tabiki şaka uzun süredir görüşmediğimiz için saatlerce sohbet edip
konuştuk. Saate baktığımıda 1di bir baktık 3 olmuş. Eşimi uyandırdık o
kendi odasında çoktaaannn uyuya kalmış... Enerjik bi şakilde geldi
hazırlandık gece gece sahur yapmaya koyulduk yola... Gittiğimizde
gerçekten de muhteşem bi masa bizi bekliyordu... Sofranın bitmiş vede
cafenin hala boşalmamış halinin fotoğrafıdır üstteki.... Soframızın
fotoğrafı Havva'da olduğu için bana ulaşınca bloga
ekleyeceğim...
Biz kalkınca gelip oturacak olanlar... 2. köprüden
boğazı seyrediyorlar...
Yürüyerek Bebek ve
Arnavutköy'ü geçerek Ortaköy'e gitmeyi hayal ediyorduk ancak saat 5
olmuştu.
Daha yolu yarılamıştık. Havva'nın ve benim gözlerimden uyku akıyordu.
Eşim uykusunu almış enerjik biçimde bizimle alay ediyordu :) Bebek'te
bir cafeye girdik. Nargile üzerine acaip hoş biryerdi oranında
fotoğrafını çekmeden edemeyeceğim diyerek bi kaç fotoğraf çektim işte
bu üstteki o cafeye ait bir fotoğraf... Ardından biraz denizi izledik,
olta atan insanlara baktık ve güneşin doğuşunu izlemek isterken
dayanamadık, bir taksiye atlayarak konukevine döndük. Uyku galip
gelmişi...
Ertesi sabah 10 gibi uyanabildik. 14:30da yolculuk var malum. Ben önce
ortaköye inelim oradan son bi kez boğaza bakalım sonrada beşiktaştan
bineriz die düşündüm eşimde biraz caz yaptıktan sonra kabul etti. Hava
yine çok güzeldi... Ortaköyde 1 saat oturduktan sonra ver elini
Ankara....
Akşam 20:00'de indiğimizde canım Ankaramın boş yollarında şerit
değiştirmeden eve ulaşmak mükemmeldi....
15:38 - 9/10/2007 - {yok} -
|