Meyvesepeti Geziyoor...

EYMİR (01-05-2009)

Kategori: ANKARA


1 mayıs tatil edildi... 3 günlük tatilimiz var ancak biz bir plan yapamadık... Ankara da kaldık. Sabah kahvaltımızı yaptık. Termosumuza 4 bardaklık çayımızı koyduk. Önce benim işyerime gittik. Yarım saatlik bir çalışma sırasında ise eşim bahçede gezndi. Ardından mogan gölüne gittik... Orada epeyi oturduk çayımızı içtik 2-3 kmlik yürüyüş yaptık. Sonra eve dönmeye karar verdiğimizde ise aklıma Erdal almazlar ama hadi Eymir gölüne gidelim dedim.  Eymir gölü ODTU'nün arazsinde ve kimliksiz girilmeyeceğini duymuştum. Kapıya kadar gittik. Açık otoparkta aracınızı bırakarak yürüyerek içeri girmenin serbest olduğunu öğrenince hadi keşfedelim diyerek daldık içeriye:) 

İlk cafenin arkasında bissürü tavşan vardı:) Buda bana poz veren tavşan...


Yakın çekim ile amatör fotoğrafçılık denemeleri yaptım. Her taraf bembeyaz sapsarı çiçeklerle doluydu...



Bu da kotumun üsütndeki çiçek:)



Bademler büyüyor:)


Arının burnuna bakın:) Çiçekleri bulmuş özünü emiyor:)



İşte böyle bir asfal yoldan eymir gölünün etrafını 13.5 km. Yaklaşık 4-5 saatte oturarak geziyoruz


Bu odtü bağevinin içinde göl kenarında kahvaltı yapmak süper olurdu herhalde:)

Bir yakın çekim denemem daha...

Vee sazlıklarla gölü terkediyoruz...

00:03 - 2/5/2009 - yorum {0} - yorum yaz


BEYPAZARI

Kategori: ANKARA

1-2 aydır Ankara'ya 100 km uzaklıkta olan Beypazarına gidip gezmek gibi bir niyetimiz vardı ancak bir türlü haftasonumuzu boşaltamıyorduk. Ya eşimin işi ya benim yüzme kursum ya da düğün nikah vs bişeyler engel oluyordu. Eşimin küçük ablası ve ailesiyle, eşimin büyük ablası ve ailesiyle kalabalık bir nufus 3 araba hep birlikte çıktık yola :)

Benim fotoğraflarımın dışında çok daha güzel bir albüm için buyrun işte buraya

Beypazarı'na girmeden önce Hıdırlık Tepe'ye çıktık. Selçuklu döneminden beridir hıdrellezin kutlandığı bir mekanmış burası....



Hıdırlık tepeden Beypazarı'nın görünümü...



Beypazarı girşindeki insanların bidon bidon su doldurdukları çeşme.  Üzerinde ise Beypazarı maden suyunun şişesi...



Hıdırlık tepede erişte satan bayanlar.



Beypazarı konaklarıyla ünlü olunca sokaklardaki çöp tenekeleri bile konaktan :)



Takı tasarımı için 2 yıllık meslek yüksek olu olan ilçede gümüş çok ucuz ve çeşit çeşit çok bol... Bir kuyumcular çarşısına girdik ve bayanların her biri birşeyler aldı :) Hepimiz gümüşlendik... Ben 2 adet kolye, eşimin küçük ablası incili bir tam takım, eşimin büyük ablası yeşim taşından bir yüzük.  Gümüş tesbihler bileklikler takılar neler alındı neler :)
Fiyatlar mı yaklaşık şöyle
Zincir: 9 ytl
kolye ucu: 15 ytl
Tam inci takım: 75 ytl
yüzük: 30 ytl
Tesbih:50 ytl
....



Gümüşcülerden sonra ilçe içerisindeki pazara yönelip alışverişe başladık... Pazarda ilk göze çarpan bayanların satış yapması. Eşimin bir tezi vardır. Bayanların çalıştığı yerler temiz olur der. Gerçekten nezih ve temiz bir yer.



kekik, tarçın, papatya, gül, defne, çikolata, ardıç, nerigs, yosun ... vs akla gelmeyecek bi çok şeyle hazırlanmış sabunlar...







Hazır çorbalıklar...





Beypazarı kadınlarının baklavaları ve erişteleri meşhur... Aynen etiketteki gibi konuşuyorlar :)



Dükkanların önünde ellerinde sepetlerle dut kurusunun tadına baktırıp sizi dükkanın içine çağıran bayanlar...



Tülbentler...



Beypazarı konakları. Yaklaşık 500 tanesi restore edilmiş...





Yaşayan konak adında bir yere giriyoruz. Giriş 2 ytl öğrenci 1,5 ytl. Kesinlikle gezilmesi gereken bir yer :)





Konak girişinde bir rehber sizi karşılıyor ve anlatmaya başlıyor... Konağın sahipleri fotoğraftaki Emine Hanım (umarım yanlış hatırlamıyorumdur ) Beypazarı Beldesinin ilk öğretmeni ve eşi ise tüccar hali vakti yerinde bir bey...



Hali vakti yerinde olan ailenin yoksullara yaptığı yardımı incitmeden yapmaları ise muhteşemdi. Günün belli saatlerinde konağın dış kapısına gelen yoksullar konağın kapısını çalmadan dış kapının önünden kaplarını bu dönen dolabın içine koyuyorlar ve arka taraftaki mutfaktan kabı alan konak halkı o günün yemeğinden doldurarak dolabı geri çeviriyor.





Konağın giriş kattaki mutfağı...





Konağın girişinde ebru sanatı ile uğraşan beyefendi sizlerinde ebruya eşlik etmenize izin veriyor ve sorularınızı yanıtlıyor...



Salondan açılan ilk odada kurşun dökülüyor.  Kurşun döktürme 5 ytl :)



Kilden malzeme yapabiliyorsunuz.



Konağın üst katına çıkıyorsunuz. Misafir odası. Konağın en değerli misafirleri burada kalır ve ikramalrı burada yapılırmış...



Eyvan. Konaktaki  en aydınlık mekan... Namaz kılınır ve Kuran burada okunurmuş...



Evin sahibi Emine Hanım ve eşinin yatak odası burası. Yatak yok mu :) Yer yatağında yatarlarmış.



Her odada dolap şeklinde bulunan banyolar. Aslına o kadar sadık kalınmış ki raflarda killi sabunlar  duruyor :)



Konağın radyosu...



İlk telefonlar...



Bu oda da konağın sahiplerinin kızlarına aitmiş. (Halen Ankara'da yaşadıklarını öğrendik). Odanın baş köşesinde masalcı teyze var. Eski Türk masalları anlatıyor. Teyze hiç durup dinlenmeden anlatıyor :) Birini bitirip diğerine geçiyor. Kalabalık gezdiğimiz için bu odada uzunca kalıp masalları dinleyemedik :( Bir dahaki sefere diyerek yan odaya geçtik...



Bu da evin gelinin odası... Çeyizlikler elbiseler hepsi orjinal...











Konağın gümüşleri, bakırları...



Çatı katında ise Hacıvat karagöz oynatılan bir ortam var. Kuklalar emvcut ve metinleri ise arkada baskıda duruyor. Bir sandık içinde ise Hacıvat Karagöz kıyafetleri var :)  Bu kıyafetleri giyip elinize diyalog textlerini alıp Hacıvat Karagöz oynayabiliyorsunuz :)



Konaktan sonra hayli acıkan biz tavsiye üzerine İnözü Vadisinde Zindancık adı verilen bahçeye testi kebabı yemeye gidiyoruz. Bahçenin girişi üzüm asmaları ve domates fideleriyle dolu.





İzin  isteyerek domateslerden koparabiliyorsunuz...





Oturduğunuz yerde tam tepenizdeki elma ağaçlarında ise elmalar dolu. Onlardan da koparabiliyorsunuz :)








2 adet beypazarı güveci istiyoruz ve 4 kişilik Testi kebabı alıyoruz...



Ardından tek porsiyon höşmerim alarak buradan ayrılıyoruz...

13:53 - 26/8/2008 - yorum {6} - yorum yaz


ÇUBUK-KARAGÖL-BARAJ

Kategori: ANKARA


30 ağustos tüm gün tatil olunca eşimle günü birlik bir yerlere gidelim dedik. Ama çok da uzak olmasın yolda yorulmayalım, yakın biryerler olsun istedik. Bir kaç defa duymuştuk. Çubuk ilçesinde Karagöl var diye. Gerçi benim oda arkadaşım Çubuk'dan oraya içmeye giderler diye uyarmıştı ama biz yinede gidelim bir görelim dedik.... Korunmuş bir yer olsa çok daha güzel olurdu eminim ama mahvetmişler gölü. Ellerine geçen poşet çöp ne varsa atmış insanoğlu oraya...  Biraz oturduk meyve falan yedik. Ardından gölün etrafında bir tur atıp düştük yola. Fotoğraflar ışıktan sanırım çok güzel çıkmış. Aslında göründüğü kadar güzel bir yer değil :)









Yol üzerinde Çubuk II Barajına girdik. Zavallı Ankara'nın suyunun geldiği baraj bomboştu. Bu ahşap masada biraz oturup kuraklığın ne büyük bir ceza veya imtihan olduğunu düşündük...



Buda barajın arka tarafı. Babam diyor ki biz çocukken bu kapaklardan su çağlayarak aşağıya dökülürdü biz sesinden korkardık... Su o kadar doluyordu ve kapaklar açılıp boşaltılıyordu demek bir zamanlar...



Tam bu bentin üzerinde eşim arabanın sol önünü kaldırıma vurdu. Radyatörün ayaklarından birini çatlattı. Yol boyunca arabanın altından antifrizli su aktı. Her 5 dkda bir durup radyotörün deposuna su koyarak yola devam ettik. Akşam arızanın ne olduğunu öğrendiğimizde ise opel araçların parçalarının ne kadar pahalı olduğuna bir kez daha kanaat getirdik. Benim arabamda opel ancak eşiminki kadar masraf çıkarmıyor yada ben daha dikkatli kullanıyorum. Eşimin eniştesi Ablacım bu arabayı sen kullan bizim bey her ay bir arıa çıkartıyor deyinceeşim bu işe biraz bozuldu ama olsun canım artık biz de kasko yaptırırız artık :)
Neyse artık cana geleceğine mala gelsin...


16:53 - 31/8/2007 - yorum {4} - yorum yaz


PAZAR BRUNCH' I

Kategori: ANKARA


Bu ara sürekli geziyoruz. Önceki haftasonu Bolu muhteşemdi, haftaya da Trabzon'a gideceğiz nasipse.En yakın zamanda da oraların da fotoğraflarını yayınlarım inşallah. Bunun için geçtiğimiz haftasonu da Ankara'da olalım istedik.  Ahlatlıbel'de kurumun brunch tesisinde buluşalım dedik. 11-15 arasında yeni çiftler (Bahar ve Özgür) ile birlikte (biz artık eskidik ya :) ) kahvaltı yapalım dedik. Ne de güzel oldu hem dinlendik hem de iyice serinledik. Ahlatlıbel Ankara'nın en serin ve de en çok esen yeriydi.













Ankara ayakalrınızın altında :)



Ahlatlıbel'e iznini veren Ahlat ağacıymış.



Veee brunch sonu tatlılarımız....

16:46 - 3/8/2007 - yorum {0} - yorum yaz


Ankara-Göksu Parkı

Kategori: ANKARA


Bu aralar pek sık geziyorum. Meyvesepeti değil sanki gezisepeti :) Onun için fazlaca yemek yapamıyorum. İşlerde yoğun olunca çektiğim fotoğrafları bloguma ekleyecek zamanım bile olmuyor. Bu haftasonu Bolu yedigöller, gölcük, mengen, geredeyi gezdik. Bir ara onlarında fotoğraflarını toparlayacağım ancak önceki hafta da eşimle güzel bir haftasonu tatili için Göksu Parkına gittik. Ben halka açık yerlerin böyle nezih olabileceğini düşünmüyordum ancak biz çok beğendik....
Aşağıdaki kule parkın hemen girişinde karşınıza çıkıyor ve ona tırmanıyorsunu. Trımanırken de oval oval pencerelerden de parkı görebiliyorsunuz.








Tırmanınca karşınızda kocaman bir göl ve iskele....







Daha sonra ahşap bir iskeleden gölün etrafını turlamaya başlıyoruz...



Ay biz bu ördeklere bayıldık. İskelede aşağı bakıyorduk ki. Anne ördek yavrularını topladı önümüzden süzüle süzüle gittiler. Arkaya dönüp dönüp bakıyor. Tüm yavruları onu takip ediyor mu diye :)



Böyle bir cafede insanlar ayaklarını uzataraktan yerlere dağılmışlar ancak biz buraya oturmadık.



Lokma tatlısı yapan amcanın fotoğrafını çekmek için hazırlanıyordum ki alıcılara seslendi eveeet poz veriyoruz diye :)



Gölün yarısını turlayınca biraz oturduk. Yanımızda bir dede ile anneanne torunlarını almış oturuyorlardı. Eşim minik kıza ve güven içinde uyumasına bayıldı....



Sonraaa bu trene binip gölün etrafını turladık:) Çocuklar gibi şendik...



Dağ kızağına binmedik ama bir dahaki sefere mutlaka diyerek ayrıldık:)



Göl etrafındaki turumuzu bitirince salıncak cafe'de yukarıda gördüğünüz salıncakta sallanarak oturduk. Müthiş keyifliydi. Bir demlik de çay istedik.



Böyle göle baka baka çayımızı yudumladık...



Ben gözleme aldım eşim de hamburger... Sohbet sohbeti açtı. Derkennnn akşam oldu....



16:37 - 24/7/2007 - yorum {1} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Tanım
Gezelim Görelim :)
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- Brüksel 1.gün- 2.gün (03/04-11-2009)
- Brüksel 3.gün (05-11-2009)
- Brüksel 4.gün-Amsterdam 1. gün (06-11-2009)
- Amsterdam 2.gun (07-11-2009)
- Amsterdam 3.gün (08-11-2009)
- PARIS 1.gün (29-06-2009)
- PARIS 2. gün (01-07-2009)
- PARIS 3. gün (02.07.2009)
- PARIS 4.gün (03.07.2009)
- PARIS 5.gün (04.07.2009)