Meyvesepeti Geziyoor...

SEYAHAT HAZIRLIKLARI

Kategori: ITALYA
Merhabalar...

Eşimin içinde bulunduğu bir proje gereği sıralı toplantılar bir Türkiye de bir yurtdışında olmak üzere sürüyordu. Projenin konusu Avrupa Birliği öncesi Türkiye elektrik iletim hatlarının Avrupa Birliği üyesi ülkelerin elektrik iletim hatlarına bağlanması. Bu işlemlerin hukuksal bacağı ise eşime düşüyordu. 6 ay önce İsviçre'deki toplantıdan sonra  yine bir toplantı olacak ancak nerede olacağı ve katılımcıların kimler olacağı belli değil.  Toplantı yeri Roma olarak belirleniyor. Ancak zamanı kesinleşmiyor. Karşı tarafın avukatının da katılıp katılmayacağı belli değil. Eğer muhatabı katılacaksa eşim de katılacak.  Sabırsızlıkla gelişmeleri bekliyorum:)  Ramazandan önce katılımcılar belirleniyor Eşimin de katılacağı netlik kazanıyor.  Bayramın hemen ardından cuma günü toplantı yapılacak toplantı ise Kolezyumun karşısındaki Mercure Hotel'de olacak.
Hazırlıklara başlıyoruz.  Öncelikle pasaport. Gri görev pasaportu ile çıkılcak süper bişey vizeye gerek kalmıyor:)  Eşim önceki pasaportlarımız ve kimliklerimizle emniyete gidiyor ve sadece görev uzatma için kaşe vurup gönderiyorlar. Sadece bir kaç saat. Görev harcırahı 3 gün ama biz 8 gün kalmaya karar veriyoruz. THY den biletleri alıyoruz. Eşiminkini kurum benimkisini ise eşim karşılıyor:) Kişi başı 700 YTL
Uçuş Ankara'dan önce İstanbul'a oradan da Roma'ya...
O sıralarda yemek blogum ile meşgul oluyorum.  Sağ taraftaki dinamik linklerde bir başlık gözüme çarpıyor. Roma'da 3. gün. Aaaa diyorum MissZerrin gitmiş gelmiş günlüğünü yazıyor. Muhteşeeeemm diyerek hemen yorum bırakıyorum. Sağolsun o da bana mail atıyor. Derken uzunca bir mail trafiği başlıyor:) Bissürü tavsiyeler alıyorum.  Onlar da bizim gibi genç bir çift ve kafalarına göre geziyorlar... Ardından yemek blogumda bir başlık daha Ganne Roma'da ayy süper diyerek ona da bir mesaj atıyorum. Günlüğünüzü sabırsızlıkla bekliyorum diyorum.... O da bana mail atıyor. Ve onunla da yazışmaya başlıyoruz.  Ortak bir de arkadaşımız çıkıyor:)
Sevgili Lama...
Gannecim sağolsun bana özel albümünü açıyor, fotoğraflarına bakıyorum. Sonra bana Ongun Bey'in Roma Rehberi'ni tavsiye ediyor.  Satır satır okuyup çıktısını alıp sırt çantama koyuyorum.  Sonra Dosta kitapevinden İtalya ve Roma kitapçığı alıyorum.
Seyahat olur da alışverişsiz olur mu? Bir sırt çantası almam gerek. Nike'ın buz mavisi bir rengine kafayı takıyorum ancak okul sezonu açıldığı için hiç biryerde aradığım çantayı bulamıyorum:( Bende gidip pumadan kırmızı bir çanta beğeniyorum.  Eşim çok kızıyor:)  Sen yorulup o çantayı bana vereceksin ben kırmızı çantayı nasıl takacağım diyor:)  Ama yine de beni kırmayıp çantayı alıyor.  Bir de kırmızı en küçük kabin boyu çek çek valiz alıyorum.  (Şu sıralar kırmızıya takmış durumdayım) Eşime yağmurluk lazım ancak aradığımızı bulamıyoruz.  İnce su çekmeyen bir model beğenip içine kapşonlu sweet alalım diyoruz ancak bayram öncesi hiç biryerde hiç bir aradığımızı bulamıyoruz. Bayramın 2. günü de alışveriş merkezlerinde geçip gidiyor:(
Plan yapmaya başlıyoruz.
2-Ekim-2008 de yola çıkıp 10 Ekimde döneceğiz. 8 günümüz var...
1.gün Roma'ya varış otele yerleşme, toplantı otelini bulmaca
2.gün Toplantı
3.gün Roma'yı gezmece
4.gün Napoliye gidip dönmece
5.gün Floransa
6.gün Venedik
7.gün Milano
8.gün Roma'ya dönmece....

Ancak plan böyle olmadı gerçekleşen şöyleydi:

1.gün Roma'ya varış otele yerleşme, toplantı otelini bulmaca
2.gün Toplantı
3.gün Roma'yı gezmece
4.gün Floransa
5.gün Floransa
6.gün Venedik
7.gün Venedik
8.gün Verona   Bozen gidiş dönüş
9.gün Verona ve Roma'ya dönmece

Roma'daki otel Tren İstasyonuna yakın olmalı ve Toplantı oteline yürüme mesafesinde olmalı. Bunun için Ongun Bey'in de tavsiye ettiği, terminiye 5 dk yürüme mesafesinde ve toplantı oteline de yakın  Teti Hotel'e booking.com'dan rezervasyon yaptırıyoruz. (double room 115 E gecelik). Bu arada sürekli google earth de Roma'yı çözüyorum.  Floransa için ise yine istasyona yakın ve merkeze yürüme mesafesinde Hotel Constantini'den (double room 90 E gecelik) rezervasyon yaptırıyoruz.  Ancak kesinlikle tavsiye etmiyorum.  Venedik ve Milano için rezervasyonu bayramda evden yaptırırz diyoruz. Bizdeki wireless problemi ardından eşimin ablasındaki pcnin çökmesi gibi aksilikler nedeniyle rezervasyonu yaptıramıyoruz. Uçak check inde mecburen son güne kalıyor... Valizlerimizi hazırlıyoruz. Toplantı yüzünden takım elbise ayakkabı kemer derken valizimiz biraz ağırlaşıyor...... Laptopu ve kamerayı götürmemeye karar veriyorum. Yanıma minik bi digital fotoğraf makinası alacağım. Ona yedek bir batarya ve yedek 4 gblık SD kart alıyorum... Artık seyahate hazırız.  Eve geldiğimizde sabit telefonumuzda bir çağrı var. İsviçre seyahatinden arkadaşımız Nurgül Abla... Arıyor ve uzun uzun konuşuyoruz.  Planımız biz kuzeye çıkınca onunla Milano yada sınıra yakın biryer de buluşmaktı.  İtalya kuzey'de İsviçre ile sınır. İsviçre vatandaşlarının da ayrı bir dolaşım hakkı olunca onun açısından güneye inmek problem olur diye düşünmüştük ancak izin problemi yaşamış:( Buluşamayacağımız için üzgünüz , sonra başlıyoruz sohbete bir  Türkiye dönüşlerinde İtalya üzerinden gelmek için çizmeye girdiklerini ve pişman olduklarını anlatıyor. İtalyanlardan nefret ettiğini söylüyor. Çantasını çaldıklarını ve bağırmaktan başka hiç birşey yapamadığını. Adı verilen geminin gelmediğini günlerce limanlarda kaldıklarını İtalyanların İngilizce bilmediklerini ve İsviçre seyahatini çok arayacağımızı söylüyor:)
Ben erken kalkacağımız için telefonu kapatınca gidip yatıyorum ancak eşim valizini toparlamaya başlıyor ve tabiki geç yatıyor....


09:58 - 22/10/2008 - yorum {2} - yorum yaz


ROMA 1.gün ve YOLCULUK

Kategori: ITALYA

Sabah kalkıyorum dünden hazır olan valizimi kapatıyorum.  Sonra giyiniyorum. Telaşla işyerine gidip rezervasyonları yaptırmayı düşünüyorum.  Otellerin google earth çıktısını almam, Venedik için bir otel bulmam ve uçak için de check in yaptırmam gerek vs vs.. Eşimi uyandırıyorum. Bi bakıyorum doğruca mutfağa gidiyor???? Erdal hadi çıkalım diyorum. Ben İtalya'da çayı özlerim kahvaltı yapalım çay içelim diyor.  Hoppalaaaa... Sinirlerim geriliyor. O da zaten toplantı öncesi streste. Yiyoruz birbirimizi...
Apartmanın otoparkında daire başına bir park yeri olunca benim arabayı işyerine bırakıyoruz. Laptopu da çekmeceye kilitliyorum.  Anahtarını oda arkadaşıma bırakıyorum.  Eşimin arabasını park yerine bırakıp onun anahtarını da bir terslik olur diye annemlere bırakıyoruz. Anahtarı bırakırken annem suratımı asık görüp noldu diyor...  Kavaga ettik diyorum. Sıkıntı yapmayın çocuğum. Gezin bolca diyor... Havaalanına gidip check inleri yaptırıyoruz.  Her iki uçuş içinde kanat üstü olmasın dememize rağmen kadın yine de kanat üstü veriyor. iç hatlardan İstanbul uçağına biniyoruz. İçimden oh olsun diyorum. Benim için hiç önemli değil ama eşim kuş bakışı Roma ve İstanbul'u görmeyi çok istiyordu. Çay derdine düşersen olacak olan bu diyorum:)  Ama adam yine şanslı bayramın 3. günü olduğu için her yer bomboş.  Bizde uçak havalandıktan sonra bir sağa bir sola geçerek uçak içinde koltuk değiştirerek İstanbul'a varıyoruz. Hosteslere fotoğraf çekebilirmiyim diyorum.  Kalkıştan sonra diyorlar. Ben de Sakarya nehrini ve boğazın fotoğraflarını çekiyorum....

Sakarya Nehri

İstanbul Boğazı
İstanbul boğazı.... 55 dk sonra Atatürk Havaalanına iniyoruz.  Dış hatlara geçiyoruz.  Valizlerimizi bagaja vermediğimiz için bekleme vs olmadan gidip Roma uçuşunu yapacak uçağın bekleme salonuna oturuyoruz. Etrafımızdakilerin çoğu yabancı. Bir kısmı İtalyan. Tam karşımızda bir bayan oturuyor ve yanında 2.5- 3 yaşlarında oğlu Alexandıra. Müthiş tatlı bir çocuk. Elinde arabası bi o tarafa bi bu tarafa atıyor. Herkesle diyalog kurmak istiyor. Annesi arabasını saklayınca da hiç mızırdanmadan kendisine başka bi oyun kuruyor.  Eşime takılıyor gözleri. Ona sağ elini kaldırıp başparmağını içeri kırarak kendince el sallıyor:) Eşimde ona el sallıyor. Böyle bir yarım saat karşılıklı el sallaşıyorlar ve sonunda uçağa yerleşip yolculuğa başlıyoruz. Aynı şekilde bu uçağında yarısı bomboş... Havalandıktan sonra bulutların resmini çekiyorum.... Eşim bu uzun ve daha yüksek uçuşta iyice geriliyor...
Veee ardındna Roma'ya varıyoruz... Aynan google earthdeki gibi bir şehir:) İner inmez kalabalığı takip edip (bunu ganne anlatmıştı) bir trene biniyorsunuz.  O sizi Fiumicino diğer adı Leonardo Davinci yani Roma Havaalanında bulunun 3 pistten biri olan B terminalinden alıp Roma Termini'ye gideceğiniz istasyona götürüyor. Havaalanında Uscita/Exit tabelalarını izleyerek (bagajlar nerede alınıyor bilmiyorum dediğim gibi bizim kabin tipi iki adet çek çekimiz vardı)  tren istasyonuna varıyorsunuz... Roma-Termini ile Fiumicino arası 30 km. Yaklaşık 25-30 dk sürüyor.  Biletinizi isterseniz makinadan isterseniz de gişelerden alabilrsiniz.  Makinaların mantığını henuz çözemediğimiz için ilk biletimizi gişeden alıyoruz.  Çok fazla tren ile seyahat edince sonralarında makinaları çözüyorum. İlerleyen kısımlarda tek tek onu da anlatacağım:) ( Kişi başı 11 E) Karmançorman bir yoldan sonra. Etrafta grafiti yazıları, araç hurda merkezleri ile pis bir hat.  Roma terminiye iniyoruz.  Elimizde henuz bir harita olmadığı için oteli biraz dolanarak buluyoruz.  Yeri anormal kolay ve yakınmış:)

Roma
Google earthde bir binayı gösteren 4-5 otel vardı. Olayı anlıyorum. Ortası boş eski eski binalar ve her bir katı bir otel:) Hatta bir katta farklı 2 otel bile var :) Biz 3. katta teti'ye çıkıyoruz.  Valizlerimizi bırakıyoruz. Bir nefes alıp dışarı çıkıyoruz. Eşimin toplantı oteline sabah nasıl gideceğine bakıyoruz. Elimizde bir çıktı kolaylıkla oteli buluyoruz. Veeeee Kolezyum'a doğru inyoruz...

Veeee ışıl ışıl aydınlatılmış kolezyum karşımızda...

Karşısında biraz soluklanmak için duruyoruz. İnsanlar sürekli fotoğraf çekiniyorlar... Yanımıza bir Bangladeşli yaklaşıyor ve elindeki ışıklı cam hediyelikte satmak istiyor. Hayır diyoruz anlatıyor da anlatıyor.  Sonra da eşim onu lafa tutup bayıyor:) Bu arada ben de etrafı izliyorum. Arkası dönük olan bayanda (yukarıdaki fotoğrafta) arkadaşıyla Türkçe konuşuyor. Merhaba diye laf atıyorum. Onlardaa aa Türkmüş falan diyerek bizimle konuşuyorlar. İstanbul'da avcılarda çalışan bizden bir gün önce gelmiş olan arkadaş grubu olduklarını öğreniyorum. Derken yanımıza bir serseri yaklaşıyor. İtalyan serserisi :) Başlıyor havadan karadan konuşmaya.  Çat pat bir ingilizcesi var. Bu tipler için bizi çok uyarmışlardı. Paranıza böyle insanların yanında sahip çıkın demişlerdi. Bizde pek sallamıyoruz ama adam sordukça konuştukça konuşuyor.  Beni kapalı görünce başlıyor bana dinden anlatmaya. Tüm tanrılar birdir kıyafet inancı etkilemez vs gibi kendince felsefik dersler vermeye çalışıyor bana :) Eşimin yorumu offf tüm dünyada demek ki bu laflar aynı :) Onu boşverip yürümeye devam ediyoruz....

Kolezyumun hemen yanındaki Roma kapısı...

Forum bu saatte kapalı olduğu için yürüyerek Piazza Venezia'ya varıyoruz.  Victor Emanuelle II anıtına bakıp Aşk Çeşmesi'ne doğru ilerliyoruz.



Piazza Venezia gibi bir meydan diye düşünüyordum. Binalar arasına sıkışmış gece gündüz çok kalabalık olan çeşmeyi de görüyoruz... Burda güller falan satılıyor. Sevgililer el ele falan ancak sabah kavga eden biz romantizmin R sini hissetmeden,  elimize birer dondurma alarak (tanesi 2 Euro) İspanyol merdivenlerine ilerliyoruz... Eşim limonlu bende vişneli ve karamelli alıyorum... Dondurmalar bir harika:)

İspanyol merdivenlerine geliyoruz... Herkes yerlere oturmuş ve gece oldukça geç bir vakit. Biraz dinleniyoruz. Havuzun başında biraz biraz konuşuyoruz ortam yumuşuyor. Ortada koşturan bir kız var babası arkasından sesleniyor... Zeyneeeepp kızım uzaklaşma:) Burada da Türkler. Ama onların son günleri bayram tatili bitiyor. Bizimkisi ise başlıyor:) Onlara laf atmıyoruz. Çünkü onlar ayrı bir havadalar :) Bir 10 dk sonra Kolezyum'un önünde bana din dersi veren İtalyan serseri geliyor. Havuzun üstüne atlıyor oradan su falan içiyor.  Değişik garip tavırları var. Serseri işte diyoruz. O saatte kalablık mekanlarda birilerini çarpmak için dolaştığı apaçık ortada...

Merdivenlerden yukarı çıkıyoruz... Hemen arkasında bir kilise var. Eşim açık olduğunu görünce hemen içeri girmek istiyor. Ben de onun bu kilise ve farklı inanç merakını anlayamıyorum ancak itirazsız içeri giriyorum. O gidip aini dinliyor bende etraftaki eserlere bakıyorum...

Etrafta çıplak çocuk (melek resimleri) İsa çırılçıplak vs... Köşede bir heykel var. Çok estetik buluyorum ve yaklaşıp inceliyorum... Çıkarken Kilisenin yerleşim planında en çok beğendiğim eserin Rafael'e ait olduğunu okuyorum... Hadi ya diyerek dışarı çıkıyoruz.

Girerken dikkatimi çekmemişti, çıkarken kapıdaki resme dikkat ediyorum...  Duvarlarında çırılçıplak resimler bulunan kilisenin içeri insnaları bu kıyafetlerle almaması kendi içinde bir tezat değil mi :)
Ama o sanat demeyin lütfen :)

Haritamıza bakarak oteli buluyoruz. Saat olmuş 24:00. Yorgun ve basınç değişiminden yorgun olan biz direk uyuyoruz...



08:56 - 22/10/2008 - yorum {2} - yorum yaz


ROMA 2. gün (03-10-2008)

Kategori: ITALYA

Sabah 7:30'da kalkıyoruz. Otelin kahvaltı salonuna gidiyoruz. Bir dolap üzerinde kahvaltılıklar. Pakette krem peynir, jöle gibi koyu kıvamda reçel, 2şer li paketli kıtır, kruvasan ve sallama çay ve bir kahve makinasi ve meyvesuyu makinasi. Birer kruvasan alıp çay alıyorum. Eşim bi ananas suyu bi portakal suyu alıyor. Daha sonra panikle gidip giyinip toplantıya gidiyor. Ben de kahvaltıma devam ediyorum. Bir önceki gün Napoli'ye gitmekten vazgeçiyoruz. Aklıma birden o geliyor. Erdal bir gün önceden ayrılacağımızı söyledin mi otele diyorum.  Sen bi ayarla diyip gidiyor... Kahvaltıdan sonra odaya gidip biraz uzaniyorum.  Başım çıldıracak gibi ağrıyor. Odanın panjurları kapalıyken uyumak kötü geliyor bana çünkü güneşin doğduğunu anlamadan karanlıkta birden bire uyanıyorsunuz. Panjur olayını hiç sevmiyorum.  Hemen açıyorm. Saat 10:00'a kadar uyuyorum. Sonra kalkıp giyinip sırt çantama da bişiler atıp terminiye gidip tourism information bulmaya. Otelden çıkarken harita olup olmadığını soruyorum. Resepsiyondaki çocuk odalara bırkalıyor ama sanırım size bırakılmamış olabilir diyip gidip bana bir harita getiriyor.  Haritam artık var gitmesem de olur diyorum. Bu  haritanın üzerinde heryer işaretli, net ve açık. Roma Pass'de alacak olsak akşam eşimle birlikte bakarız diyip çıkıyorum yola. Eşim "Öğle yemeğinde 12:00 gibi beni toplantı otelinden alırmısın" diyor. Ben de tamam diyorum. Yemeğe birlikte çıkacağız onun için geze geze otele gideyim diyorum. Otelden çıkıyorum meydanda en eski kiliselerden biri var.  Santa Maria Maggiore. Bakıyorum turist grupları dışarı çıkıyor. Demek ki ziyrete açık diyip içeri giriyorum.

Minik minik klisecikler iç içe... Duvardaki freskler, mermer mozaik taban ve tabiki heykeller...
Romadaki en büyük kilise, 4. yy'da inşaa edilmiş, Vatikan'a geçmeden önce Papa'nın kaldığı saray olarak kullanılmış.
Bir tanesi kapalı içeride sürekli ayin var...

Meryem ve kucağında İsa heykeli... Etrafında dolanan gavurlar haç yapıp saygı ile eğiliyorlar. Ben de dikkatle heykeli inceliyorum. Benim kapalı olduğum için müslüman olduğumu anlayıp bana ilginç ilginç merakla bakıyorlar :)

Santa Maria Maggiore'den çıkıp otele doğru yürürken google earthde gördüğüm  Domus Aurea'ya giriyorum. Antik Roma kalıntıları var. Üzerlerinde hiç bir anlatım tarih vs yok. Olsun diyorum çantamdaki katalogdan okurum ya da internetten araştırayım diyorum... Etrafındaki yeşillik boş alana insanlar köpekleriyle gelmişler.  Etrafta çılgınca koşuşan bir dolu köpek ben iyice korkuyorum titreye titreye aşağıya doğru iniyorum... Kolezyuma doğru yürürken bir geri dönüp parkın güzelliğine bakıyorum... Köpekler de artık geride kaldı:) bu yoldan keyifli keyifli yürüyorum.

Yolun sonunda kolezyum karşımda görünüyor...

Trafiğin olduğu caddeye iniyorum. 

Oradaki büfelerde Roma askerlerine ait kıyafetlerin oyuncakları satılıyor. Çocuğun biri orada alıp hemen giyiniyor... Çocuk işte diyorum nerede hangi kültürde yetiştirilirse yetiştirilsin, asker kıyafetlerine zaafiyetleri var diyorum:) Çocuk bana kılıcı ile show yapıyor:) Ben de gülümseyip fotoğrafını çekiyorum:)

Kolezyumun önünde müthiş bir kalabalık var.  Atarabalarını çekmişler. At pisliklerinden yoğun bi koku. Etrafta işbortacılar. Zenciler çanta satıyor. Çinliler tripod. Bangladeşliler de biblolar...

İtalyan 4-5 kişi ise Roma askerlerinin kıyafetlerini giymişler orada ücret karşılığı fotoğraf çektiriyorlar.  Ben önlerinden geçerken önce bana fotoğraf istermisiniz diye soruyorlar. Hayır diyince çekebilirmiyim diye soruyorum sadece bir tane diyip izin veriyorlar. Böyle dağınık karışıklarken bir poz çekiyorum... Önlerinde tuttukları S.P.Q.R ise bir tur grubunun lideri anlatırken duydum
Senatus Populus Que Romanus= Roma Halkı ve Senatosu
Eski Roma'da Cumhuriyet Döneminin mutlak yasama yürütme birimlerinin simgesiymiş. Şehirde hala biryerlerde bu simgeyi görebiliyorsunuz. Mesela kanalizasyon kapaklarında ve çöp kutularının üzerlerinde...
Roma Kapısının önünden geçip kabartmalara heykellere gündüz gözüyle bir daha bakıyorum.

Bu mekanda Güney Koreli bir çift fotoğraf çekiniyor. Sizi çift olarak çekeyim mi diyorum sevine sevine tabiki diyorlar. Sonrada onlar beni çekiyorlar... Gezmeye devam etsem eminim ki eşime yetişemeyeceğim, kaptırıp uzaklaşmak istemiyorum. Onun için burada biraz etrafı izleyip Hotel Mercure'e (toplantı oteline) doğru gidiyorum.  Zaten halsizim ve keyifsizim çok da gezme havamda değilim. Otele gidiyorum resepsiyondaki çocukla konuşuyorum. Toplantıdan haberi var. 12:30 da eşim ile buluşacağımı bunun için lobiye geçip geçemeyeceğimi soruyorum.  Tabiki diyor.  Beklemeye başlıyorum.  Bir temizlikçi bayan var lobiyi temizliyor biraz onu izliyorum ne kadar ağır canlı diye de sinir oluyorum kendi kendime :) Sonra elimdeki Dost kitapevinden aldığım Roma kitapçığını okuyorum.  Sıkılmaya başlıyorum zaman da geçiyor.  Hiç bir yere de kıpırdayacak halim yok. Sonra da kendi kendime kızıyorum. Sen kalk Roma'ya gel. Hasta ol saatlerce lobide otur diyorum:) Derken 1,5 saat geçiyor toplantıdan ses yok. Bir not yazıyorum:
"Erdal ben 1,5 saat bekledim ve çok sıkıldım. Şimdi çıkıyorum. (13:25) seni 16:30 gibi dünki Serseri İtalyan ile karşılaştığımızı Kolezyum'un karşısında beklerim Betül" Diyorum ve resepsiyondaki çocuğa not bırakıyorum. E neden msg atmadın diyorsunuz değil mi:)  Sevgili eşim iki seferdir hattını uluslararası dolaşıma açtırtamadığı için bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Bu seferki gerçi AVEA'nın hatası. Açtık diyorlar. Roma havaalanına iniyoruz hat gelmiyor. Turkcell'de çok şükür hiç bir problem yok. İsviçre'ye indiğimizde direk Türk Konsolosluklarının tlf vs bilgi mesaj olarak geliyor. İtalya'da ise bilgi mesajları yerine aramalarınızı ++90533 XXX XX XX şeklinde yapın gibi bir mesaj geliyor. Atacağınız ilk iki mesaj ücretsiz diyor. Hattım açık olduğundan annemi böylece arayabiliyorum. Kardeşim çıkıyor abla bana güneş gözlüğü diye ısrar ediyor:)
Resepsiyondaki çocuğa sanırım mola vermeyecekler, ben daha fazla beklemeyeyim diyorum. Notu resepsiyondaki çocuğa uzatıyorum bunu eşime verirmisiniz diyecekken bir telefon geliyor ve 13:30'da yemeğe çıkacakları haberi geliyor.  Bir 5 dk daha bekliyorum ve eşim geliyor.  Yanında ise karşı tarafın avukatı. Sisly . Belçikalı benim yaşlarımda 26-27 şeker bir bayan. Tanışıyoruz. Kızın uçağı olduğu için gitmesi gerekiyor ve ayaküstü 2-3 maddeyi konuşuyorlar. Kız gidiyor. Biz de birlikte çıkıp  Kolezyumda bir tur atıyoruz.  Şu roma askeri kılığındaki adamlardan biri eşime laf atıyor.
Are you jealous? Eşimde "Of course" diyor:)
Kıskançmısınız? Tabiki diyor.
Neredensiniz diyor? Türkiye diyor eşim.
Başlıyor saymaya salak adam. Beşiktaş, Fenerbahçe Galatasaraaay:)
Birşeyler atıştırıyoruz, eşim toplantıya dönüyor Betül beni 16:00 gibi al diyor. Ben de çıkıp gezmeye devam ediyorum.  Kolezyum Piazza Venezia'ya yürüyorum.  Roma Forumuna doğru ilerlerken bakıyorum ki o salak adamlar kızlarla ilginç ilginç pozlar veriyorlar. Sarılıp dudaktan öpme sahnesi gibi birşeyler.  Böyle birşeyi bize teklif etse eşim napardı bilmiyorum. Adam zekiymiş diyip yürüyorum...

Bu yol üzerinde  canlı heykeller var. Önlerindeki tenekeye para atınca size selam veriyorlar:)

Roma Forum'una bakıyorum.

Piazza Venezia'ya bir de gündüz gözüyle bakıyorum ve önünden dönerek Capitole Tepesine çıkıyorum...

Aaaa Zerrin'in blogundaki heykeller diyerek fotoğraf çekmeye başlıyorum.

Marcus Aurelio anıtına bakıyorum. Çok estetik...  Aslında Sol tarafta müze var. Roma Pass almadığım ve ne kadar zamanda gezilebileceğini bilmediğim için vazgeçip arka taraftan Roma Forumuna bakıyorum fotoğraf çekip, çektiriyorum. Bir alman çift beni çekiyorlar. Yaşlıca neşeli insanlar:) Hayatınızdaki en güzel fotoğraf bu olacak vs gibi sözlerden sonra karı koca kahkahalarla beni çekiyorlar.


Saate bakıyorum 15:45.  Koşar adımlarla otele gidiyorum.  Yoldan kilosu 6euroya 2 elma 2de armut alıyorum. Sırt çantama koyuyorum. Eşim çıkıyor Yıldız Hanım ile birşeyler konuşuyorlar sonra toplantı otelinden ayrılıyoruz. Eşim üzerindeki takım elbiselerini çıkarmak istiyor. Onun için Teti'ye dönüyoruz.

Dönerken benim gündüz gezdiğim Santa Maria Maggiore'ye tekrar giriyoruz eşim gezmek istiyor.  Böyle alt bir bölmede Papanın heykeline bakıyoruz. Bir kırlente dirseklerini koymuş. Kırlentteki kıvrımlar bile işlenmiş. Heykeldeki sanatı çok beğeniyoruz...

Akşam da ayin devam ediyor. Eşim makinasını kapatıp içeri girip sıralara oturup izlemeye başlıyor.  Bende boş boş geziniyorum.

Kiliseden çıkınca tam karşıda tourizm information center var. Oraya giriyoruz. Roma Pass hakkında bilgi alıp bir harita daha ediniyoruz. Sonra Sightseeing otobüslerini soruyoruz (üstü açık gezi otobüsleri). Tam tourism information centerın önünden kalkanlara binip binemeyeceğimizi soruyoruz. Onların özel işletildiği söyleniyor. En ucuz ve uygun olanının 24 saatlik bileti olan 110 numaralı kırmızılar olduğunu söylüyorlar. Biz de otele gidip takımlar değişildikten sonra Terminiye kırmızı otobüslere gidiyoruz.  Kişi başı 16Euro olan otobüse biniyoruz. Ve hiç bir durakta inmeden tüm şehirde nereler gezilmeli ona bakıyoruz.  Yağmur yağıyor üstte olduğumuzdan ıslanmamak için şemsiye açıyoruz:) Ertesi gün tüm gün gezebileceğimiz yerler nereler görmek istiyoruz... 110 numaralı otobüslerin hop on/off'u var. Yani inmek istediğiniz durakta inip gezip, aynı yerden geri binip bir sonraki gezilecek yerde inilebiliniyor. Otobüse binince içeride sizden 16euro alıyorlar. Bilet veriyorlar. Bu biletleri 24 saat saklamanız gerekiyor. Her binişte göstereceksiniz çünkü. Size kulaklık ve bir harita veriyorlar. Harita üzerinde inip binilecek duraklar numaralandırılmış. Oturakların yanında ise kulaklıklarınızı takabileceğiniz bölmeler var. Her bir gezilecek noktada seçtiğiniz dile göre ( 8 farklı dilde anlatılıyor: İtalyanca, İngilizce, İspanyolca, Çince, Rusca, Almanca, Fransızca ) Bölge ile ilgili bilgi veriliyor. İnip bineceğiniz duraklarda da ise kırmızı kırmızı sightseeing diye  yazıyor.  Otele gidiyoruz Erdal bey üstünü değiştiriyor tam karşıda bir markete giriyoruz. Ben akşam oldu diye sabırsızlanıyorum ama Erdal Bey markette geziyorda geziyor bir o meyveyi alıyor bir bunu... Her birşeyi inceliyor. Sonra gidip domuz etlerinin karşısında durup durup bakıyor. Ben de sinirden çıldırıyorum.  Marketten çıkıp üzüm ve dondurma yiyoruz sonra terminiye gidip  Sighseeinge biniyoruz. En son tur 20:10'da ona zar zor yetişiyoruz.  1-1,5 saatlik bir tur atıyoruz.  Vee otele dönüyoruz....

21:20 - 21/10/2008 - yorum {2} - yorum yaz


ROMA 3. gün (04-10-2008)

Kategori: ITALYA


Sabah kalkıp giyiniyoruz. Kahvaltıyı yine otelde yapıyoruz.  Otele yeni yerleşen birileri var. Kahvaltı salonundaki kahve makinasındaki acemiliklerinden anlıyor yardım ediyorum. (Bulgar asıllı olduklarını tahmin ediyorum) İki tane yaşlı bayan el ele tutuşmuş gezmeye gelmişler aferim:) Ben valizleri yavaş yavaş toparlarken eşim Floransadaki otele bir gün önceden gidebilmek için resepsiyondan nasıl telefon edilebileceğini sormak için dışarı çıkıyor.Otele yine yeni gelmiş  orta yaşlarda bir adam yanımızdan geçerken Selam diyor:)  Termini'ye gidip SightSeeing otobüslerinin durağında sıraya giriyoruz. Garip bir havası var Roma'nın bir terleyip bir üşüyoruz. Ekim ayı seyahatini düşünenlerin tedarikli olmaları gerekiyor. Şemsiyeleri, üşütmeyecek bir kat kyıafet ve yağmurluk olması gerekiyor yanınızda. Biz de Sevgili Fadime'nin tavsiyeleriyle öyle yapmıştık zaten... Sıraya giriyoruz. Yağmur başlıyor. Hemen ortalıkta şemsiye satan tipler beliriyor.  Bir tanesi yaklaşıp ısrar ediyor. Sonra eşime yaklaşık Türk müsün diyor:) Eşimde ewt ama sen nerelisin diyor? Bangladeşliyim diyor. İtalya'ya gelebilmek için 3bin dolarını türkiye'de kaptırdığını söylüyor. Dizlerini açıyor eski yara izleri, Türk Polisi bunu yaptı diyor. Pek inanasımız gelmiyor ama garip diyip konuyu değiştiriyoruz.  Ailen vs nerede diyor eşim. Bangladeşte diyor. 6 aylık turistik vizelerle gelip satış yapıp sokaklarda kalıp geri döndüklerini anlatıyor. Bir şemsiye satışı uçak biletini amorti edermi ya garippp ???

SightSeeing otobüsü geliyor ben adamla konuşmaya devam ediyorum ve bir taraftan da İtalyanların yaptıkları ırkçılığa karşı eylem var sokaklarda, bir taraftan da ona bakıyorum.  Eşim bu arada denklanjöre basıyor.  Aşağıdaki fotoğrafa dikkatinizi çekeyim:) İtalyanlar tourstlere üstelik de müslüman yada kapalıysanız bakışları böyle... Kadın bana böyle bakıyormuş:)

Turistleri sevmiyorlar. Orta yaş ve üzeri daha katı:) Tepkili ve öfkeliler. Gençler daha esnekler. İngilizce biliyorlar. Orta yaş ve üzerine hiç bir şey sormamak gerek. Gençler hem ingilizce biliyorlar hem de daha çok yardımcı oluyorlar...

Otobüs geliyor. Birincisi çok dolu binemiyoruz. İkinciye bineceğiz ancak yağmurdan ötürü oturaklar ıslak. Olsun sileriz diyoruz. Çıkıp oturakalrı siliyoruz ve kulaklıklarımızı takıyoruz. Tam bir tur atıp gündüz gözüyle görmek istiyoruz. Tam bir tur atıp Termini'de inip yarın için Floransa'ya bilet bakmak istiyoruz. Önce makinaları kurcalıyoruz. Saatlerini ve fiyatlarını öğreniyorz ancak yan yana istediğimiz Zerrinlerin başından geçenlerden sonra gidip gişeden alalım ve yan yana isteyelim diyoruz. Sonra fiyatlara bakıyoruz 2 tren var biri yarim saat erken kalkıyor yarim saat geç varıyor ancak diğerinden fiyatı yarısı kadar düşük. Bizde daha çok gezeceğimiz için uygun olanı tercih ediyoruz. Kişi başı 15,85Euro. Gişeden biletlerimizi alıyoruz. Yan yana mı diye soruyoruz evet diyor. Salak adam bulduğunuz yere oturacaksınzı demiyor. Regional dedikleri tren bileti Türkiye'deki otobüs gibi. Alıyorsunuz Kalkış ve Sonlanma noktası değişmemek kaydıyla 2 ay süreyle istediğiniz saatte binebiliyorsunuz. Bilete bakıyoruz kalkış peronu yazmıyor, koltuklarımız yazmıyor bişey anlamıyoruz. Öğrenmek için asistanze'ye soruyoruz İngilizce bilmiyor yada konuşmak istemiyor. Erdal diyorum yarın sabah gelip burada paniklemeyelim öğrenelim şu trenin nereden kalktığını diyorum. Ama bir türlü öğrenemiyoruz. İnsanlar ellerinde valiz biryerlere koşturuyorlar. Moralimzi bozuluyor. Bir kadın 15 dk kala gelip öğreneceksiniz diyor. Birşey anlamıyoruz biletlerimizi çantamıza koyup ayrılıyoruz. Birde Floransa'da iki tane istasyon var. Biri SMN diğeri CM hangisi merkeze yakın onuda anlamıyoruz. Artık neyse diyoruz.  Bileti ayarladık artık gezelim diyoruz. Biz de tekrar indiğimiz yere döndük ve tekrar sightseeing'e biniyoruz.
İlk durak kolezyum. Eşim tüm duraklarda inip inip binmek istiyor ama zaman yeterli değil. Diyorum ki uzak yerlerde inelim. Yorulunca inerek geri geliriz. Otobüslerin sonuncusunu kaçırsak da kolezyum ve civarı yakın olduğu için yürüyerek otele çıkarız. Sonra ilk olarak Vatikan ve St. Peter's meydanı.

Yolda çektiğim bir heykel dönmüş binayı izliyor...
Vatikan'da indiğimizde hem açık otobüsten hem de havadaki yağmurdan çok üşüyoruz. Keyfimiz biraz kaçıyor. Oradaki mağzalara girip neler var hediyelik diye gezerken her tarafın papa papa papa olduğunu görüp çıkıyoruz. Yüzükler kolyeler kartlar tişörtler hepsinde papanın resmi var. Biraz ısınıyoruz ve St. Peter meydanından Vatikan'ın fotoğraflarını çekerek yürümeye başlıyoruz. Meydandaki stunların üzerindeki din adamlarının heykellerini çekip ayrılıyoruz...


RomaaPass'imiz yok.  Randevuda almamışız. Birde üstteki fotoğraftaki gibi sıra ve yağmur gelince gezmekten vazgeçip ayrılıyoruz.

St. Angel Castle önüne geliyoruz.  Köprüye bayılıyoruz. yağmur kesiliyor ikindi vakti muhteşem fotoğraflar çıkıyor. Başlıyoruz çekmeye... Bu sırada aynı köprüden bir aile geçiyor. Bayan kapalı beyaz aker eşarp örtmüş ve Türkçe konuşuyorlar ancak biz slm verelim falan derken kayboluyorlar:) Onlarda hararetle fotoğraf çekiyorlardı:) Aynı gün St. angel castle önündeki kapalı bayanı tanıyan bilen varsa haber versin tanışmak isterim onunla:)









Kaleden görünüm fotoğraflarına google earth'de bakmıştım. İçeri girelim diye ısrar ediyorum. Eşimde tamam diyor. Kişi başı 8E verip giriyoruz. Teraslara baka baka yukarı çıkıyoruz. Bir sergi var onu geziyoruz.  Sergi önündeki melek heykeli ise aşağıdaki...


En üst terastaki Roma'nın görünümü. Roma'nın yayına kurulduğu Tiber nehri..

Tiber Nehri üzerindeki yukarıdaki fotoğraflarını çektiğimiz köprünün ykarıdan fotoğrafı...


Kale'ye çıkarken girdiğimiz bir odada Roma hazinelerinin saklandığı sandıklar:) Hazine odası. Aklıma çocukken izlediğim çizgi film geliyor :) Varyemez amca vardı. Böyle bir odası vardı, içine girer girer yüzerdi:)

Kalenin tepesindeki heykel...

Kaleden ayrılıp Piazza Navona'ya gitmek için bir sokağa giriyoruz. Antikaciların olduğu bir sokakta bir sağa bir sola bakarak ilerliyoruz.

Sokak çıkışında ise Zerrinciğimin blogunda gördüğüm bina ile karşılaşıp Piazza Navona'ya dönüyoruz.

Bu meydana inince ışık yine çok güzel heykel süper başlıyoruz çekmeye...


Diğer heykeller bakımda olduğu için çekemiyorum. Ortada bir adam böyle hokkabazlıklar yapıyor. İnsanlar etrafına toplanmış izliyorlar, kafkahalarla gülüyorlar. Ben biraz yapay bulup etrafa bakınmaya devam ediyorum. Yan fülütle çalan bir adam konser veriyor. O daha çok hoşuma gidiyor yaklaşıp dinlemeye başlıyorum... Arkasından da Pantheon'a doğru yürümeye başlıyoruz. Yağmur tekrar hızlanıyor. İçeri girip freskleri ve heykelleri inceliyoruz. O sırada fotoğraf makinamin bataryası bitiyor. Ve ben üzülüyorum. Yedek aldığım batarya ise şarj olmuyor. Bana onu satan adama içimden epeyi bir saydırıyorum...


Pantheon'daki Meryem ve İsa heykeli

Makinayi açıyorum, tek bir fotoğraf daha çekiyorum ve makina tekrar kapanıyor:(  Sonra yürüyerek Mc. Donald's a gidip tavuk kanat ve patates cipsi yiyoruz. Ama oradaki Mc Donald's dada ağır domuz kokusu var. tiksiniyorum. Çıkıyoruz. Aşk çeşmesine gidiyoruz. En güzeli dondurma. Sadece dondurma satan yerlerden (çünkü dondurma ile domus etini bile bir arada satıyorlar) dondurma alıyoruz. Topu 1 euroya. Çeşmenin kenarında yiyip, Piazza Venezia'nin arkasındaki Caitole tepesine çıkıyoruz. Ben önceki gün gezmiştim ancak eşim merak ediyor. Geziyoruz ve Piazza Venezia'da dönerken sabahleyin eylem yapan grupların (ırkçılık karşıtı) konserlerinin olduğunu görüyoruz.  Yaklaşıp ortada dans eden gençleri izliyoruz. Hafiften yine yağmur başlıyor. Sabah otelde bize Selam diyen adamın orada konser verdiğini görüp dinliyoruz...
ciao bello...

22:34 - 20/10/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


FLORANSA 1.gün (05.10.2008)

Kategori: ITALYA


Sabah 10 gibi terminiye geliyoruz. 07:12'de olan regional trenini kaçırmışız. Bir sonraki regional 11:12'de. Milano'ya giden trene binecekmişiz. Bunu bayan bir polisten öğreniyoruz.  Yine o peron bu peron koştururken. Bir genç çift görüyorum ve biletimi göstererek soruyorum. Çocuk sağolsun güzel güzel anlatıyor. Boarddan takip edeceksiniz orada yazacak diyor.  Floransa'ya ise Milano treni ile gideceksiniz. Sarı kutulara biletlerinizi onaylatmayı unutmayın diyor ve sevgilisiyle bize el sallayarak ayrılıyorlar... İtalyadaki tren olayını detaylıca anlatacağım:) Biz çözene kadar baya bi zorlandık ondan sonra da hiç gişeye takılmadan makinalardan alıp alıp seyahat ettik...  Artık bir sonraki trene çok vakit var. Oyalanıyoruz Terminideki mağazaları geziyoruz. Metronun girişindeki markete giriyoruz yolda yiyeceğimiz meyvelerimizi alıyoruz. Ve 11:!2de yola çıkıp, 14:52'de iniyoruz. Aslında 07:12de binseymişiz.  10:51'de Floransada olacakmışız.  Firenze SMN istasyonunda iniyoruz. SMN=Santa Maria Novella. Tren istasyonunun tam karşısındaki kilisenin adıymış...  Yani merkezdeki istasyona isabet ettirmişiz:)  Ancak biz Duoma ve SML'yi karıştırınca oteli biraz zor buluyoruz. Otelimiz o kadar kolay biryerdeymişki sonrasında nasıl zor bulduk diye kendimize şaşıyoruz:)  Otel'e gidiyoruz. Resepsiyonda yine orta yaşlarda kasıntı bi herif var. Rezervasyonumuzu söylüyoruz. Bize anahtarı veriyor. Odaya gidiyoruz. Kapıyı açar açmaz iğrenç bir koku boğuyor bizi. Eşim koşarak adama gidiyor odayı değiştirmesini istiyor. İmkansız diyor adam. Bu bizim elimizden gelen bir problem değil. Zaman zaman oluyor ve binalar eski olduğu için engelleyemiyoruz diyor. Yanında temizlikçi bir bayanla geliyorlar.  Banyonun tabanındaki deliğe çamaşırsuyu ve cif döküyorlar, ıslak bir havlu ile delikleri kapatıp gidiyorlar. Morallerimiz yerle bir oluyor. İyice tiksiniyoruz. Otelden ayrılıp gidip başka bir yer arasak gün bitecek. Zaten trende çok zaman geçirmişiz. Neyse bir gecelik kalır gideriz diyoruz. Eşime boşver diyorum bişey olmaz. Banyonun kapısını kapalı tutarız. Camları da açarız diyorum. Giyinip dışarı çıkıyoruz. 


Dışarı çıkınca zaten kendimizi Duomo'nun önünde buluyoruz. Burada da at arabaları ve pislikleri var iğrenç kokuyor. Ama Duomo muhteşem bir bina. Pembe, beyaz ve yeşil mermerlerle işlenmiş... İçini müzesini ve kulasine tırmanmanın ayrı ayrı ücreti var. Burada RomaPass gibi bir kart da yok. Vazgeçiyoruz ve bir çinli grubun peşine takılıp diğer turistik yerlere gidiyoruz...


Duomo'nun karşısındaki altın yaldızlı kapı. Üzerinde bir dolu hikaye var:) Adem ile Havva'nın cennetten kovuluşu. Dünyada tarım ile uğraşmaları. İnekler öküzler vs:) İsa'nın çamıha gerilmesi vs vs...

Çinli grubun ardından bir pazara ve başka bir kilisenin önüne çıkıyoruz...

Kilisenin önündeki ilginç heykellerden biri..


Pazarda içki oldukça uygun olacakki turistler oturmuş burada içiyorlar. Ağzı açık bardaklarla pazarda geziyorlar. Ay üstümüze döktüler dökecekler derken pazardan çıkıyoruz....

Domuz kokusunu en yoğun hissettiğim yer burasıydı işte. Pazarda ortada böyle domuz çevirme yapıyorlardı...

Çinlileri bırakıp nehrin kenarına yürüyoruz. Ve yeni bir köprüden karşıya geçiyoruz...

Arno nehri muhteşem......

Karşıda yukarı çıkan insanlar görüyoruz. Eşimin yukarı çıkma merakı beni hızlı hızlı yürüterek yukarı çıkarıyor...

İyki yukarı çıkıyoruz. Meğer burası Michalengelo meydanıymış Ünlü David heykelinin asıl boyuttaki kopyası bu meydanda ve Floransa ayaklarınızın altında. Tripotlara profosyonel makinalarını koymuş Japonlar mest vaziyetteler...

Ben de kendimce birazcık zoomlayarak bir Floransa fotoğrafı çekiyorum:)

Ünlü David heykeli. Sol kenarındakiler insanlar. 4-5 metre arası bir heykel. Aslı ise Floransada bir müzede...

Meydanda bir bakıyorum ki SighSeeing otobüsü. Koşup onunla ilgili bilgi alıyorum ve bir harita veriyorlar bana. Ücreti 16 Euro ve biletleri atmazsanız 24 saat geçerli ve 2 hattı da kullanabiliyorsunuz diye anlatıyor kıvırcık saçlı ilginç bir kız. O kadar bıkmışki bunu anlatmaktan oflaya puflaya anlatıyor. Line A Arno nehrinin bir kenarında yay çiziyor. Line B ise daha uzak noktaya kadar diğer yakayı geziyor. Gün içinde çok vakit kaybettiğimiz için hemen oracıkta en son seferi olan Line A'ye biniyoruz. Kız en son sefer olduğu için binmemize şaşırıyor. Ve Floransa turu atıyoruz.  Duomo'da inip merkezindeki sokaklarda başlıyoruz gezinmeye....

Piazza Signore'ye çıkıyoruz. Ve tüm kitapçılarda resmi bulunan heykelleri oracıkta ortada görüyoruz. Tek tek flashlı flashsız fotoğraflarını çekiyoruz.


David'in ikinci bir kopyası da burada. Ama o da tadilatta yarısı kapalı. Herkul heykeli ve at üstünde bir amca daha...


Uffizi müzesinin önünden yine Arno kenarına çıkıyoruz. Nehrin kenarından klasik köprüye doğru yürüyoruz.


Floransa'nın en eski ve savaştan sonra yıkılmamış tek köprüsünde yürümeye başlıyoruz. Burayı gündüz hiç göremiyorum ama orada pırlanta ve altın satıcılarının olduğunu kitapçıkta okuyorum. Köprüde muhteşem klasik gitarla bir açık hava konseri var. Anormal romantik bir ortam:)  Keşke şimdiki aklım olsa balayına Floransa'ya gelirdim diyorum :)

Köprüyü geçip bir sokak yürüyüp ilerideki başka bir köprüden tekrar Arno nehrini geçiyoruz. Köprünün başında 2 adet ilginç heykel var. Onların da fotoğrafını çekip Floransa sokaklarına haritamıza baka baka dalıyoruz.

Heykelli köprüden klasik köprünün fotoğrafını çekiyoruz...

Piazza Del Republica meydanına geliyoruz... Meydanda bir bankanın önünde açık havada opera söyleyen çok ama çok güzel ve sempatik bir kız görüyoruz. O kadar güzel ki sesi ağzımızı açıp dinliyoruz. Kız bir taraftanda CD'lerini satıyor. Tanesi 30 Euro biraz pahalı geliyor. Çok beğendiğimiz halde alamıyoruz:( Alan insanlar ise gelip gelip imzalatıyorlar. Sanırım kızda gelecek görüyorlar:)

Aynı meydanda atlı karıncadaki çocukları izliyor, diğer köşedeki başka bir konseri dinliyoruz....


Meydanda böyle salınan insanların arasında dondurma yiyoruz, üzüm yiyoruz ve istemeye istemeye kokan otele dönüyoruz....

17:00 - 19/10/2008 - yorum {1} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Tanım
Gezelim Görelim :)
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- Brüksel 1.gün- 2.gün (03/04-11-2009)
- Brüksel 3.gün (05-11-2009)
- Brüksel 4.gün-Amsterdam 1. gün (06-11-2009)
- Amsterdam 2.gun (07-11-2009)
- Amsterdam 3.gün (08-11-2009)
- PARIS 1.gün (29-06-2009)
- PARIS 2. gün (01-07-2009)
- PARIS 3. gün (02.07.2009)
- PARIS 4.gün (03.07.2009)
- PARIS 5.gün (04.07.2009)