Meyvesepeti Geziyoor...

HAMBURG 26.11.2008

Kategori: ALMANYA

Bu ay toplantı Türkiye'de olacaktı ama Almanya'nın daha hızlı davranması sonucu toplantı yeri Hamburg olarak belirlenmiş. Eşime soruyorum gelmemi istermisin? Hem soğuk hem yorgunuz pek de gidesim yok açıkçası. Ama eşim ben orada sıkılırım diyor. Birlikte gidelim oradan da Berlin'e geçeriz deyince bu plana hayır diyemiyorum. Alışveriş yapmaya hiç gerek yok. Ancak Hamburg çok soğuk. Bunu önce facebook'da mesajımı okuyan Altan (liseden sınıf arkadaşım) sonrada işyerindeki arkadaşımın abisinden gelen haberden öğreniyorum. Hamburg'da ise taaa Samsun'dan arkadaşım Nazmiye var. Ona önce mail atıp arkasından bir de msnine msg bırakıyorum. Biz Hamburg'a geliyoruz hazırlan diyorum :) Eşim biletleri sabah biletleri 5'e almış. Gece 4'de uyanıp yola düşüyoruz.  Otel rezevasyonunu ise gitmeden önce eşim hallediyor. Benim o kadar yoğunki işlerim. Eşimin ise o gün kursu var. İş çıkışı benim ofisime uğruyor. Ona bir laptop açıyorum ben sürekli bi sistem odasi bir müdürümün odası bir yan oda bir printerın başı koşturuyorum:) Hamburg'da red light street diye bir sokak var. Oraya yakın olmasın diyor eşim. Ama aslında bizim google earthde düşündüğümüz red light street o street değilmiş. Bir otel buluyoruz. 2 kişi gecelik sanirim 70 Euro idi.  Brennerho gARTen. Eşimin günlük harcırahının tam yarısı kadar.  Önce İstanbul'a sonra da Hamburg'a uçuyoruz. Hamburg havaalanı çok küçük. İnip Romadaki gibi merkeze giden bir tren aranmaya başlıyoruz. Ama Hamburg'da tren yok maalesef. Ya taksi ya da HauptBahnHof'a giden otobüslere biniyorsunuz. Biz taksiyi tercih ediyoruz. 20 Euro tutuyor. Ancak otobüs kişibaşı 5 euro.  Taksilerin hemen hemen hepsi mercedes:) Taksi şöförü uzun sakallı aczmendi gibi bir amca:) Bu Türktür diyoruz. Ama amcama biz sormadan o bize başlıyor anlatmaya:) Pakistanlıymış. Amerika'ya giderken Almanya'da takılmış kalmış.Tam 35 yıldır Almanya'da yaşıyormuş:)  Otelinizin tam arkasındaki sokakta bir Türk camisi ve bir dolu Türk restoranı var diyor. Ohh diyoruz Romadaki gibi aç kalmayacağız:)
Sonra gölün kenarından geçerken şu yanda da bir camii daha var diye gösteriyor. Sonra otele gelip lobiden anahtarlarımızı almak için ufak bir binaya giriyoruz. Ancak bina ilginç ya inşallah bu otel değildir diyoruz. İçerisinde tüm duvarlar minik film afişleri ve gazete küpürleriyle dolu.  Adamdan anahtarı alıyoruz. Neyseki otel odaları yan binada. Odamıza çıkıyoruz. Bir önceki gece geç yatıp sabahleyin erkenden kalınca bir de basık hava basınç farkı değişimi  çok etkiliyor. Biraz uyuyoruz. Arkasından giyinip dışarı çıkıyoruz. Karla karışık yağmur yağıyor. Önce eşimin toplantısının olduğu Le Royal Meridian Otelini buluyoruz. Çok kolay. 5 dk yürüyünce önüne geliyoruz. Gölün kenarından yürüyerek merkeze iniyoruz. Sonra ellerimiz ve burnumuz soğuktan uyuşmaya başlayınca bir alışveriş merkezine girerek ısınıyoruz. Europa Passage:)


15-20 dk sonra çıkıyoruz.  Her tarafa Chrismas Market kurulmuş. Chrismas çılgınlığı herbir yanda.  Önce kestane ardından da mısır alıyoruz. Hayatımda yediğim en güzel mısır:) Sanırım tatlı bir suda haşlamışlar ve anormal yumuşaktı. Sıcacık böyle içimiz ısınıyor. Sonra martılara bişiler atan bi adamı izliyoruz gölün kenarında:) İstanbul'da vapurdaki martılar gibi havada kapıyorlar:)









Gölün ortasında bir çam ağacı ışıl ışıl aydınlatmışlar. Yİne üşümeye başlıyoruz ve alışveriş merkezine tekrar giriyoruz. İçini gezerken bir oyuncakçıya giriyoruz. Çok güzel bir yer. Bissürü hayvancık var. Birini seçiyorsunuz onu sizin için dolduruyorlar. Sonrada alışveriş reyonlarından ayıcığınıza uygun kıyafet ayakakbı şapka ve aksesuarlar seçiyorsunuz:)




Buradaki markete giriyoruz. Cappucinolu çikolara alıyoruz. Muhteşemmmm. Bir paket yiyoruz. İşyerine ve eve de alalim diyorum.  Ama daha sonra Berlin'de ve Hamburg'da başka markette aynısını bulamıyoruz:(

Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor. Bizde Merkez trenistasyonuna doğrujyürüyoruz. Eşimin meyve krizi tutuyor. Hemen market aramaya başlıyoruz. Marketlerde meyve yok bizde birer meyvesuyu alıp içiyoruz artık:) Meyve krizi hafif bi şekilde atlatılıyor:)

Berlin’e gitmek için buradaki tren makinalarını çözmeye çalışıp saatlerini ve fiyatina bakmak istiyoruz.

Ancak bu İtalyadakinden biraz daha karışık. BahnCard istiyor (Tren kartı). Biz de saatlerine ve ücretine bakarken yanımızdaki makinada bir adam cüzdanına kartını koyarken TC kimliğini görüyorum. Pardon Türkmüsünüz diye soruyoruz.  Kırık bir Türkçesi var adamin:) Ama anlaşıyoruz. Oldukça düzgün giyimli. Bir alt katta bilet gişelerinden almamızın daha isabetli olacağını söylüyor. Bizde bir sornaki gün (toplantının 2.günü) saat kaçta biteceği belli olmadığı için bileti almaktan vazgeçiyoruz. Makinalardan saatlerini ve ücretini öğrenip ayrılıyoruz. Karnımız acıkıyor. Otelimizin arka sokağında Türk restoranlarının olduğu sabah taksicinin bahsettiği caddeye gidiyoruz. Etrafta hep Sex shoplar var. Bizim red light street sandığımız sokak meğer bu sokakmış. Sönmez market diye bir yere girip meyve alıyoruz. Ama içeridekiler bir garipler. Kürtçe konuşuyorlar ve pis tippler.  Markette ağır bir koku var anormal pis. Sonradan öğreniyoruz ki bu insanlar PKK lı imiş. Hemen yanındaki restorana giriyoruz. Döner yiyoruz. Ama eşim orayıda sevmiyor. Çünkü Ankara'daki dışkapıdaki lokantalar gibi bir yer.

Karnımız doyunca otele dönüyoruz. Çok üşümüşüz. Otel sıcacık. Böyle sıcaktan mayışıp uyuya kalıyoruz…

23:54 - 14/12/2008 - yorum {3} - yorum yaz


HAMBURG 27.11.2008

Kategori: ALMANYA


Bir önceki gün otele dönünce  Samsun'dan arkadaşım Nazmiye'ye mesaj atıyorum.  Erdal yarın öğleyin toplantıya girecek Nazmikim müsait misin? Sonra saat  akşam 11 gibi Nazmikim beni arıyor. Eşinin abisigil hacca gideceği için onları yemeğe almış. Onun için mesajımı görmemiş. Tamam yarın buluşalım diyor. Ben nereye geleyim diyor ama o da Hamburg'u bilmiyor:) Ben de bir önceki gün gezdiğim kadar. Hava soğuk dışarılarda beklemeyelim diye kapalı bir mekanda buluşmamız gerek o eşine biryerler soruyor gölün kenarında ben de Erdal'ın fikrini alıyorum. Europa Passage'da buluşmaya karar veriyoruz. Ben orayı çok kolay bulacağım. Namikime de eşi tarif edecek artıkın. Nazmikim ise Hamburg'a geleli 1 ay olmuş ve dil kursuna gidiyor. Ancak sürekli rahatsızlandığı için devamsızlığı had safhada. Bir de bebek bekliyor:) Betül ben seni yarın arıyım saatini söyleyeyim diyor. Peki diyorum. Sabah uyanıyoruz.
Ama uyanamıyoruz. Çünkü sabah olmak bilmiyor. Türkiye'deki gibi ileri saat uygulaması  Almanya'da yok orada hava 8:30 da ağarıyor. 10 gibi kalkıyoruz. Karşımızda bir bina var. Eşimle almanların biraz ev yaşamlarını inceliyoruz. Yaşlı yaşlı tek başlarına yaşıyorlar. Balkonlarını camlarını kendileri silip temizliyorlar. Balkonlarda da karga maketi var. Acaba güvercin kovalamak  için mi yoksa uğur mu chrismas için mi anlamiyoruz:)
Daha sonra kahvaltıya iniyoruz. Otelin kahvaltı salonu oldukça güzel bir sonraki gün fotoğrafını çekiyorum devamında onu da yayınlayacağım:) Ben reçel bal çay yiyorum, eşim de portakal suyu ve peynir alıyor.  Sonra toplantı otelinin olduğu yere doğru yürümek için hazırlanıyoruz. Ancak bir bakıyorum eşimin üstü tamamen kıl :( Eyvaaahh... Takım  elbise gömlek kravat uyumu için o kadar titiz davran, kırışmasın bilmem bişi olmasın vs derken. Lacivert takımlar rezalet durumda. Ceket kabanının iç muflonunun tüm kıllarını toplamış. Geri odaya çıkıyoruz. Ellerimizi ıslatarak başlıyoruz üstündeki tüyleri topluyoruz. Yakalşık 1 saatimizi alıyor. Sonra artık kabanın iç muflonunu çıkararak eşim titreyerekten dışarı çıkıyoruz. Google earthden baktığım gibi pıt die oteli buluyoruz. Arkadaşları aşağıya inmişler. Onları lobide görüyor. Ben de ortamdan ayrılıyorum.

Gölün kenarından pasagea doğru yürüyorum. Nazmiye 11-12 gibi arar diyorum. Gölün kenarındaki park bir harika. İnsanlar etrafında koşuyorlar. Bende etrafıma bakına bakına fotoğraf çeke çeke ilerliyorum.



Bu köprünün altında yaşayan insanlar var. Adam çadır kurmuş balık falan tutuyor. Çadırının etrafından geçince benden rahatsız oluyor. Ben de hiç bozuntuya vermeden sakin sakin ilerliyorum. Tren ve metronun üzerinden geçtiği köprüden geçip karşıya gitmem gerek ama Nazmiye daha aramadı sanırım gecikecek gel Betül gölün etrafında bir tur at diyorum. Başkalarına tabi olaraktan gezmek olmuyor. Sen planını değiştirme eğer ararsa geri dönersin. Çok tutmaz umarım diyorum ve gölün etrafında tur atmaya karar veriyorum. Alster Gölü öyle küçük falan değil. Ankaradaki Mogan gölünden biraz daha büyük.  Etrafı çok ama çok güzel park.  Şu sıralar abondene olmuş beynim dinleniyor. Kendi kendime kaldığımı ve huzur bulduğumu hissediyorum.





Gölün kenarındaki parkta yaban kazları var. Öyle çok ki :) Bu Türkiye'de olsa çoktan bunlar kesilip yenilmişti diyorum içimden :)

Her bir kazın bacağında 2 halka var. Demek ki devlet bunları korumaya alıp takip ediyor. Her birinin seri numarasa var :)

Gölde sal takımları da var:)


Köpekleri yanlarında yürüyüş yapıyorlar. Benim sevdiğim tipden bir köpek emin değilim ama terrier tipi. Öyle güzel ki. Koşa koşa geliyor yanıma. Ben müthiş korkuyorum hayvan etrafımda dönüyor. Onu sevmemi istiyor ama ben tir tir titriyorum. Sonra sahibi şşşt diye çağırıyor. Ve köpek uslu uslu sahibe doğru gidiyor ben nefes alıyorum.


Aaaaaaa City tour... Mutlaka binmeliyim diyorum.  İlerleyince bir bayana turun başladığı durağı soruyorum. Göl boyunca uzanan cadde üzerinde heryerde var diyor. İlk durağı falan yok istediğiniz noktadan binebilirsiniz diyor. Peki bileti nasil alabilirim? diyorum. İçerisinde satılıyor diyor. Süpeeerr... Bu arada Nazmiye'den haber geliyor. 15:00 gibi buluşalım. Offf saat 11:30 daha çook zaman var. Hava çook soğuk. Olsun Betül göl turunu bitir sonra da city toura katılırsın diyorum kendi kendime:) Aşağıdaki yolda yürümeye devam ediyorum. Elimde makinam. Fotoğraf çekiyorum. İnsanlar bisikletle geziyorlar. Salağın teki bisikletle üzerime doğru sürmeye başlıyor. Dilini dişlerinin arasına kıstırmış tısssssssssss die bir ses çıkarıyor. Kuş beyinli. Acaip korkuyorum. Moralim bozuluyor.  Sonra yanımdan geçip gidiyor.  Diyorum bu aptal için moralini bozma. Ve Erdal'a bundan bahsetme :(
Eşime de anlatmıyorum. Çünkü bir sonraki gün ben gezerken huzursuz olacak biliyorum...





Bebek gezdirmeye çıkmış arkadaşlar. Zürih'de yan yana gezen bay bayan hiç arkadaşlık görmemiştim ama burada insan ilişkileri sanki biraz daha iyi gibi:) Çoluk çocukları var.

Göl kenarındaki villalara ve baka baka ilerliyorum. Bu sırada biraz yoruluyorum. City tour otobüsü gelirse binerim diyorum ama geçmiyor:(





Google earth'de Islamic Center olarak görülen camii yi görüyorum. Ancak tadilatta. Göl kenarında ki bu cami İranlıların şii camisiymiş. İçini gezmek istiyorum ama kapalı::(



Seramikleri çok ama çok güzel...

Bu da camii nin ön bahçesi...



Bu ağaçlar çok komikti. Böyle korku filmlerindeki ağaçlar gibi ilginç dalları vardı dik dik yukarı doğru :) Göl turunu tamamlıyorum ve City touru beklemeye başlıyorum. Diyorlar ki bu duraktan sadece haftasonu geçiyor. Siz HauptBahnHof'dan binebilirsiniz. İyi peki diyorum:( Oraya yürüyorum. Karnım acıkıyor. Bir yere girip tavuk şinitzel almak istiyorum ama paramı bozmuyorlar:( Neden kredi kartimi uzatmak aklıma gelmiyorsa:( Almanya'da büyük paraları ellerine alınca hemen şüpheleniyorlar. 200 Euro var elimde.  Ben de alttaki  fotoğrafta HauptBahnHof'a gidip biraz içindeki marketten bişiler alayım diyorum. Markette bile  alırken huylanıyorlar. Üzerindeki logoyu tırnaklarıyla falan oynuyorlar vs.  Sahte olmadığına kanaat getirince alıyorlar. Param bozulunca da dönüp bu şinitzeli alıyorum:) Yanına da bir Fanta:) Bu sıra da city tourun 1 saat 40 dk sürdüğünü öğreniyorum. Hiç biryerde inip binme yapmazsam:( İnip binme olmadan olmaz:) Eğer city toura katılırsam Nazmikim'e geç kalacağım için vazgeçiyorum.


Karnım doyunca buluşma noktasına doğru yürüyorum.  Bir vitrinde böyle uzun güzel hırkalar görüyorum içeri giriyorum ki orası sadece uzun bayanlar içinmiş. Kolları bana olmayacağı için oradan çıkıyorum:) Uzun dediğim 1.80 ve üzeri:) Sonra bir ayakkabı dükkanına giriyorum orası da büyük ayaklar içinmiş :) Büyük dediysem bayanlar için 42 ve üzeri :)

Chrismas markete giriyorum. 

Sonra hemen sağa dönüp buluşma noktasına geliyorum. Nazmiye arıyor. Ben geldim hangi kattasın :) Yupppiiiiiiiiii ben İtalyan dondurmacısının önündeyim sen? H&M'deyim diyor. Bekle geliyorum diyorum. H&M nin önüne geliyorum. Bizim kız burada yok :( Tekrar aryırum ben de sana bakmaya geldim. Dur geri dönüyoryum diyor ve karşılaşıyoruzzz:) Sarılıp başlıyoruz konuşmaya hararetle:)

Eşimin çok methettiği bir cafe var. Oraya gidelim diyor. Tamam diyorum. Gölün kenarındaki Alex Cafe. Üstteki fotoğraftaki ortadaki cafe:)


Birer dondurma istiyoruz. Caramelli ve kremşantili kocaman bir bardak:) Sohbet sohbeti açıyor 2 saat hiç durmadan sürekli konuşuyoruz.  Samsun'da tanış. Ankara'da Konya'da İstanbul'da Amasya'da görüş. Veee 2 yıl sonra Hamburg'daaaa... Ben hiç ayrılmak istemiyorum. Nazmiye akşam bize gelin diyor:) Ben de tamammmm diyorum. Eşim de zaten Almanya'da Türkler nasıl yaşıyor evler yaşamları nasıl merak ediyor. Eminim o da itiraz etmeyecektir diye düşünüyorum. Eşin de gelsin eşlerimiz de tanışsın. Tamam diyor. Ben de Erdal'a mesaj atıyorum. Dün ki mısır aldığımız yerin önündeki Alex cafeye gel :) Önce Ahmet geliyor. Biraz tutuk yada benden çekiniyor anlamıyorum ama biraz kasıyor::( Konuşuyoruz. Ben soruyorum o da bana projesini anlatiyor:) Ahmet Airbus'da çalışıyor. Şu 800 kişilik kapasiteli uçak projesinde. THY'den talep var mı merak ediyorum. Hayır yok müşteri portföyüne göre diyor. Singapur, S.Arabistan ve Amerika'nın ilk 3 müşterileri olduğunu ve 150 adet sipariş aldıklarına söylüyor. Standart üretim olmadığını müşterilere spesific çalıştıklarını falan anlatıyor. Projesinden bahsedince Ahmet biraz daha rahatlıyor:) Ama hala gergin. Bu sırada eşim geliyor. Erdal çok mutlu. Toplantı bitmiş. Önerileri karşı tarafın avukatı tarafından kabul edilmiş ve üzerinden büyük bir yük kalkmış. Bir de sevgili eşini görünce ağzı kulaklarında:) Sonra Ahmet bize diyor ki siz yemek mi yiyeceksiniz? Biz de hayır ben tokum diyorum. Eşim de toplantıda 3 gibi servis olduğunu söylüyor. Oda tok. Sonra Nazmiye ile biz hiç dışarı çıkmadık o da Hamburg'a yeni geldi. Bizim alacaklarımız var. Biz gidelim diyor. Ben biraz bozuluyorum. Ama diyorum ki içimden yeni evli çiftlerin arasında mutlaka böyle uyum sorunu oluyor. Zamanla oturuyor. Bireysellik azalıyor.  Nazmikimin hiç sesi çıkmıyor:( Bişey diyemiyor. Ben de kalıyorum. Betül yarın bana kahvaltıya gel diyor. Eşine adresimizi yazarmısın diyor. Ben kağıt kalem veriyorum. Çocuk sadece metro durağının son noktasını yazıyor. Adres falan yok :( Anlıyorum ki kahvaltıya da gitmemi istemiyor eşi. Peki diyorum:(  Yarın belki Nazmiye ile buluşup gezeriz diye düşünüyorum. Arar beni diyorum. Çünkü kursta devamsızlığı iyce artmış ve kurs sahibi ile problemleri olduğundan kurs değiştirilecek gibi görünüyor. Yarın Nazmiye'nin kursa gitmesi gerekmiyor gibi görünüyor.
Öyle olunca Ahmet Nazmiyeyi alıp gidiyor:( Ben de eşimin elinden tutuyorum. Ve dışarı çıkıyoruz.  Gölün köprülü tarafında tur atıyoruz. Fotoğraf çekiyoruz. Isınmak için tekrar alışveriş merkezine giriyoruz.


Orada gezerken napsak ki diye düşünüyoruz. O sırada bir telefon geliyor. İşyerinden arkadaşım ve eşimin arkadaşı Arif'in abisi:) Arayan Abdullah abi. Emanetleri bizde. Abdullah abi sizi almaya geliyorum diyor. Ve Nazmiye ile buluştuğumuz noktada onunla da buluşuyoruz.  Bu saatte heryer kapalıdır. Sizi Dom'a götüreyim diyor:) Dom ne ki falan derken Chrismas için kurulan panayır gibi bir haftada kurulup 1 haftada kaldırılan lunapark olduğunu öğreniyoruz. Çok da gidesimiz yok soğuktan uyuştuk ama Abdullah abi sağolsun bizi ikna ediyor.

Başlıyoruz gezmeye:)

Kırmızı çantalı olan eşim diğeri de Abdullah abi :) Dom'da salına salına geziyoruz.

Dün ki yediğimiz mısırdan burada da var. Yuppiiiiiiii sarımsak tozlu birer mısır alıyoruz. İçimiz ısınıyor:)

Üst üste duran içleri dolu tenekelere top atıyorsunuz. 3 atışta tamamını düşürebilirseniz  yani aşağıya da yuvarlarsanız oradaki oyuncaklardan birini kazanıyorsunuz. Eşim gaza geliyor. Birer tane kalıyor düşüremiyor:) Adam da 2 tane gül veriyor:) Eşim de gülleri bana veriyor:)

Sonra bir korku tüneli var. Oraya girelim diyor Abdullah abi. Ama ben korkarım diyorum gerçekten de bu tip ani efektlerden seslerden falan çok korkuyorum. Öyle cesur görünürüm ama korkağımdır:) Bir katakoliye gelip içeri giriyoruz. İçeride sizin en çok korktuğunuz anlarda fotoğrafınız çekiliyor ve aşağıda solda görülen panoda sergileniyor:) İsterseniz satın alabiliyorsunuz:)

Tünelin içinde yürürken bir balkonda yanınızdan böyle bir adam tırmanıyor. İnip inip çıkıyor....

Karşıdaki dönme dolap Avrupanın en büyük çaplı dönmedolabıymış...

Tünelin içerisinde bir kaç yer vardi beni ürküten. Bir yerde böyle bir asansöre biniyorsunuz. gerçekten deprem oluyor gibi sizi sallıyor. Orda gerildim. Bir rahip var yüzü falan boyalı. Karanlık bir odaya alıyor sizi üstünüze iskeletler düşüyor. Bu da karanlıkta geçtiğiniz bir koridorda birden ışıklar ve ani bir ses ile Hannibal kafesten üstünüze yürüyor. Ben hayatımdaki en volumu en yüksek çığlığımı burada attım:) Eşimin koltuk altına saklanmışım:) Kendime gelince de Hannibal beni yemesin die ona eşimin kazandığı çiçekleri verdim. Bakışlara baksanıza psikopat gibi:) Sonra ışıklar kapandı koridorda yürümeye devam ederken tekrar aydınlanıp haniibal üstümüze atladı. Ay hadi ilkinde korktun bunda ne korkuyorsun diye kendime kızıyorum:)



Sonrada bu yarışı oynadık. 1er euro veriyorsunuz. Oturduğunuz masadaki at sizinkisi. Alttaki deliklerin puanları var. 1, 2 ve 3.  3 lük attığınızda atınız daha çok ilerliyor. Böylece yarışı kazanan hediyeyi kapıyor. Biz mi hep sonuncu olduk:)

Veeee Dom'dan çıkıyoruz. Tatlı bir sohbet başlıyor. Abdullah abiye bir önceki gün ne yediğimizi naptığımızı anlatıyoruz. O da üzülerek gittiğimiz marketin PKK'lı olduğunu söylüyor. Laf lafı açıyor. Biz tüm merak ettiklerimizi soruyoruz. Oda sağolsun hiç erinmeden anlatıyor. Güzeell bir Türk restoranında eşim beyti ben de adana alıyorum. Ve navigasyonlu aracı ile bizi otelimize bırakıyor.  Emanetlerini veriyoruz. Ve ayrılıyoruz....

22:45 - 13/12/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


HAMBURG 28-11-2008

Kategori: ALMANYA

Gün saat 8:30 da ağarıyor. Karanlıkta insanın uykusu açılmıyor:(
Giyinip kahvaltıya iniyoruz.  Masalarda cam fanuslarda mumlar var.  Konuşaraktan keyifli keyifli kahvaltımızı yapıyoruz ancak dünki mesele hala aklımda... Nazmiye kahvaltıya çağırsa arardı diyorum. Neyse artık tüm gün benim. Önce eşim ile toplantının yapılacağı misafirhaneye gidiyoruz:)


İşte bu da toplantının yapılacağı Alamanlarım Elektrik şirketinin misafirhanesi. Göle nazır ımmm :) Eşimi burada bırakıp başlıyorum gezmeye...

Gölün kenarından city toura katılmak için hızlı hızlı yürüyorum....





Karşıdaki büyük bina Radison Hotel. Yanındaki sivri bina ise Televizyon kulesi. Üst tabak kısmı kendi etrafında dönüyor. Bir restorant. ORayı yaşlı bir bayan satın almış. Tadilata girmiş 1 yıldır bir türlü açılamamış:) Tüm bunları bize Abdullah abi anlatiyor...

BahnHoff'da city toura katılmadan önce bir öğrenci grubunu görüyorum. Ay bu Almanların çocukları çok güzel ya:) Hepsi sarışınlar. Tombik tombik:)
Otobüsüm geliyor. 15 euro ya biletimi aliyorum. Nazmiyeye de msg atıyorum. Diyorum ki kursa gittin mi? Hemen arıyor. Kahvaltıya bana gelsene... Ama imkansız. Ben turdayım 1 saat 45 dk sürecek diyorum. Keşke daha erken arasam belkide turda birlikte gezerdik diyorum... Neyse artık nasip. Telefonda konuşuyoruz. Ben roaming ile görüştüğüm için Turkcell de olsa kesintiler oluyor. Haliyle yüksek tonda konuşuyorum.  Otobüstekilerde bana bakıyorlar. Ben de kapatmak zorunda kalıyorum.  Veeee harekete geçiyoruuuuuz...

Bu kanallar Hamburg limanına karışan kanallar. Etrafındaki binalar ise ticaret merkezleri...

İngiliz stili yapılmış binalar...

Hamburg limanı. Burada inip hop on yapacağım. Bir sonraki 20 dk sonra gelecekmiş. Süperr ancak bu otobüste bekelyecek diyor kaç dk olduğunu anlayamıyorum. Önümdeki çocuğa İngilizce otobüs kaç dakika daha burada bekelyecek diye soruyorum. Çocuk gözlerimin içine bakıp anlamadım diyor:) Anaa Türkmüş. Ay pardon ben de Türküm diyorum. Ben Hamburga yeni geldim. Bilmiyorum diyor. E bende yeni geldim diyorum... Sonra ben iniyorum. O turuna devam ediyor. Adını sormuyorum ama Muğlalı olduğunu öğreniyorum:)




Bu aşağıdaki minik alışveriş yerlerinden birşeyler alıyorum. 2 adet kupa ve 2 adet buzdolabı mıknatısı :) Mıkantısımın biri vapur şeklinde. Diğeri de can kurtaran simidi. Daha güzel şeyler bulamyı ümit ederdim ama ....

Liman üzerindeki 6 köprüden biri. Brucke sanırım Almanca köprü demek :)


Veee meşhur red light street:) Denizcilerin seferden sonra koşarak geldikleri mekanlarmış buralar:P

Sonra Alex Cafenin önünden geçerken Nivea nin noel babasını görüyorum. Chrismas çılgınlığı sürüyor...

Turumu 2-2.5 saatte tamamlıyorum. Bahnhoff'a geliyorum. Eşim hala toplantıda. Erken çıkacağını söylemişti.  Gidip Berlin biletlerini alayım diyorum.  Mesaj atıyorum Betül belli değil toplantı uzuyor biletleri istersen alma diyor. İyi o zaman diyerek Türk restoranlarının olduğu sokakta yürüyorum. Önceki akşam Abdullah'ın gösterdiği Diyanetin camisine gideyim diyorum. Yukarıdaki restoranların hepsi Türk restoranı isimlerinden de anlaşılıyor:) Lades Tavuk, Sönmez market(bunlar PKK lı imiş diye duydum)  Ocakbaşı, köz:) Türk usulu kuyumcular bile var:)

İşte diyanetin camiisi. 3 katlı bir bina giriyorsunuz diyanetin yayınlarının satıldığı bir kaç dükkan. Üst kat erkekler mescidi. Bir üst kat bayanlar mescidi. En üst katta da konferans salonu ve anaokul var:) Eşim 4 gibi toplantıdan çıkıyor. Otelde buluşuyoruz. Gidip Berlin biletlerimizi alıyoruz. Koşa koşa trene gidiyoruz.  Tren 5 de. Biletler İtalyadaki gibi. Ancak onaylatma kutusu göremedik. E artık bindik bir vagona. Biletimizi gösterip yerimizi soruyoruz. Bize garip garip bakıyorlar. Rezervasyon yaptırttınız mı dediler. Hayır dedik o zaman ayakta gideceksiniz dediler... Tam 2saat. Nasıl geçer bu yolculuk:( Artık çek çek valizlerimizin üzerine oturduk. Herkes bişeyler yiyip içiyor. Ben de Lades de dürüm yaptırtmıştım. Birer portakal, bolca mandalina ve elma armut arası o garip meyveden almıştım. Artık mandalina yiyoruz. Yanında oturduğum bayan diyor ki. Ben birazdan ineceğim siz yerime oturabilirsiniz. Süper diyorum. Ondan önce sağ taraftabiryer boşalıyor. Eşim oturuyor. Sonra da kız iniyor. Ben onun yerine oturuyorum. Daha 1 saat var. Böyle sıcakta gözlerim gidip gidip geliyor biracik uyuyorum:) Berlin tren istasyonunda iniyoruz. Burası yeni yapılmış camdan bir bina. Avrupanın en büyük en modern tren istasyonuymuş.Googler Earth çıktılarımızla otelimizi buluyoruz. Otel de akşam 6dan sonra rezervasyon yok. Bir kutu var.  İnternetten rezervasyon yaptırınca size verilen rezervasyon numarasının son 6 hanesi şifreniz. Şifrenizi girince kutudan bir anahtar düşüyor ve gidip odanıza yerleşiyorsunuz. İşte buda 1+1 tipindeki dairemiz. Mutfağı, banyosu oturma odası ve de yatak odası var.

Alamanyada bir evimiz oluyor :P Hamburga yaptırdığım dürümleri mutfaktaki fırında ısıtıp yiyoruz. Ve sabah gezmeye hazırız....

22:35 - 10/12/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


BERLIN 29.11.2008

Kategori: ALMANYA
Otelden HauptBahnHof'a geliyoruz.  Şimdiye kadar gittiğimiz her şehirde city tourlar hep merkez tren istasyonundan kalkıyordu. Berlinde de durum farksızdır diyorum. Girişteki Berlin information'dan bilgi alıyoruz. 2 tip tur var. Birincisi 20Euro kulaklık veriyorlar ve 8 dilde konuşuyor. Diğerinde ise biri mikrofonu eline alıyor ve bir Almanca bir İngilizce analtıyor. O da 15 euro. Bizde ikincisini tercih ediyoruz. Yeşil otobüsler ise Bahnhoff'un diğer kapısından kalkıyormuş. Koşarak gidip biniyoruz. Deli gibi yağmur indiriyor. Moralimiz bozuluyor zaten soğuk nasıl gezeceğiz die:(


İlk durak Almanyanın başkanının kaldığı saray. Gönderde bayrak varsa president içerideymiş. Koruma çevreleme duvar falan yok. Biz doğru mu anladık die de şaşırıyoruz:)

Bu anıtın ne olduğunu anlamıyoruz...

Berlin Hayvanat Bahçesi'nin girişi

2. Dünya Savaşında yıkılmış bir kilise. Sol tarafındaki cam kilise ise yeni tarzda yapılmış bir kilise.


İşte bu da kilisenin eski hali:)

Kilisenin içi bu da... Mozaikler resimler freskler vs. İlginçti.

2. Dünya savaşından önceki meydanın maketi...

2. Dünya savaşından sonraki meydanın maketi...

Bu da bir üstteki İsa heykelinin bombalanmadan önceki hali...

Kilise'de yıkılmadan önceki düğün töreni...


Bu da modern yeni kilise...

Kilisenin tam karşısındaki Alışveriş merkezine girip geziyoruz. Chrismas coşkusu burada da sürüyor. Bir masal şehir kurulmuş. Çocuklar mest durumda...

Berlin'in simgesi olan anıt...

Bu da çok merkezi bir yer Sony Center


Yıkılan Berlin duvarı

İstanbulda da bindiğimiz balon...

Doğu ve Batı Almanya arasındaki geçişte check point.

Bir chrismas market daha. Buz pateni kurmuşlar...

Bu marketteki Bremen Mızıkacıları...

Kırmızı başlıklı kız.

Bu nedir bilmiyorum:)

Lama yavrusu Alpakanın yününden üretilmiş kazaklar. 45-55 Euro arasıydı fiyatları...
Sevgili Lamacimi anmadan geçemedim. Bunun mutlaka photosunu çekip bloguma koymalıyım dedim. Lamacim Berlinde de aklımdaydın:)

Yol üzerinde ahşap malzemeler ile ev gereçleri üreten dükkanın önünden geçiyoruz. Ay ben çok beğeniyorum. Bu pinokyonun yanına oturup fotoğraf çekiyorum. İçeriye girip herşeye bakıyorum. Ve bir buzdolabı mıknatısı alıyorum. 2 Euro...

Çocuk odası için duvar saatleri ve kalemlikler

Anahtarlık askılık ve mıknatıslar...


Bu da eklemleri oynayan pinokyo...

Mısır müzesi...


Müze önündeki heykeller süper...

Müzenin içi...




Alışveriş merkezi içinde Noel Baba'nın çantasındaki hediyeden bu minik kıza veriyor. Oda cebine koyup sevine sevine uzaklaşıyor oradan:)






Soykırım meydanı.

Soykırım meydanı...

Berlin müzesinin bahçesi


Yetişemiyoruz müzeye. Kapandığı için turumuza devam ediyoruz. Kuzenimin (melih) mutlaka gezin dediği müze ama maalesef:(


Soğuktan uyuşmuşuz. Otobüs de otururken alışveriş merkezi olan cadde de Duglas'ın vitrinine iki tane kız çıkıyor. İnsanlar etrafına toplanıyor. Kızlar mini mini giyinmişler ellerinde birer kadeh etrafa kadeh kaldırıyorlar. Sonra fal bakıyorlar. Makyaj yapıp Diesel'in parfümünden sıkıyorlar:)

Bu da Chrismas marketlerden birinde kurulmuş kayak merkezi:)
Veee turumuzu tamalıyoruz. HauptBahHof'a geliyoruz. Karnımız çok aç. Marketten pek bişey bulamıyoruz. Ve Fatih Servet diye okuduğumuz dönerciye giriyoruz. Eşim merhaba diyor dönerde domuz yok değil mi diyor. Hayır yok diyorlar. Birer dürüm alıp oturuyoruz. Eşim Türk müsün diyor. Yok Kürtüm diyor çocuk ama Türkçesi anormal muntazam. Hiç muhatap olmadan başlıyoruz bişiler yemeye...
Çocuk geliyor yanımıza diyor ki burası Fatih Servet die bi adamin. Ülkücü kendisi. Burada çok demokratik bir yer. Burada ülkücüde pkklı da herkes çalışır diyor. Erdal da kim pkk lı diyor. Sen mi diyor. Adam yüzsüz yüzsüz evet diyor. Beni sinir basıyor. Adamdaki cürretkarlık sinirime dokunuyor. Başlıyorum hırslı hırslı yemeye. 2012 yılını adam takmış kafaya diyor ki sırar 2012 de çok büyük şeyler olacak.  Ne olacak diyoruz ağzında bi iki beylik laf geveliyor adam. Türkiye abilik yapacak biz de kimlik kazanacağız ve sınır mınır olmayacak diyor. Eşim soruyor peki o zaman gidip Güney Doğu'da yaşayacakmısın? Yooo ben buradan memnunum diyor... Epeyi bi konuşuyoruz. Adam o kadar salak ki iki üç laf var ağzında hiç bir fikri yok, hiç bir görüşü yok. Dernekten doldurulduğu anlıyoruz. Eşim en sonunda diyor ki. Sen iyi niyetlisin ama safsın diyor:)  Seni kandırmışlar diyerek oradan ayrılıyoruz....

18:12 - 9/12/2008 - yorum {2} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Tanım
Gezelim Görelim :)
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- Brüksel 1.gün- 2.gün (03/04-11-2009)
- Brüksel 3.gün (05-11-2009)
- Brüksel 4.gün-Amsterdam 1. gün (06-11-2009)
- Amsterdam 2.gun (07-11-2009)
- Amsterdam 3.gün (08-11-2009)
- PARIS 1.gün (29-06-2009)
- PARIS 2. gün (01-07-2009)
- PARIS 3. gün (02.07.2009)
- PARIS 4.gün (03.07.2009)
- PARIS 5.gün (04.07.2009)