| Meyvesepeti Geziyoor... |
Brüksel 1.gün- 2.gün (03/04-11-2009)Merhaba; Neyse bir aile odası var. Oraya çıkıyoruz. Yıldız Hanıma bizim katta bir oda. Serhat Bey ve Refik Bey’e çatı katında üstü camlı ve gökyüzünü yağmurda izleyebilecekleri bir oda veriliyor. Odaya gelince yine moralimiz bozuluyor. Nevresimler eski ve temiz değil. Lavaboda tuvalet kağıdı yok. Kaloriferlerin altı örümcek ağı. Sakinleşmek için dışarı çıkalım bir karnımızı doyuralım diyoruz. Sokak tamamen türklerle dolu. Kasabı marketi restoranı pidecisi baklavacısı berberiyle. Vitrinlerde bile veresiye teklif etmeyiniz yaziyor :) Marketten karnımızı doyurmak için bişiler alıyoruz. Misafirhanede ankastre temiz bir mutfak var. Çay demleyebiliriz. Çayın yanına bişiler alıyoruz. Markette türk ürünlerini bulabiliyorsunuz. Pınarın peyniri, gazi(gazi markasını Hollanda'da gördüm sanırım Avrupada tutulan bir türk markası. Türkiyede pek görmedim ama peyniri ve yoğurdu muhteşemdi) peynir, erikli su, ülker bizim çorba, eti top kek, mevlana ekmek, lipton çay, nutella (çay ve nutella türk malı değil ama bildiğimiz bir marka). Ertesi gün toplantı var. Yıldız Hnm ve arkadaşlar ufak bir toplantı yapacaklar aralarında. Misafir odasında konuşuyorlar. Bende çay demliyorum onlara. Refik Bey gel Betül sen de mühendissin bizimle otur anlarsın diyor:) Toplantı bitiyor. Aşağı inip tuvalet kağıdı istiyoruz. Televizyonlu misafir odasındaki dolapta var diyorlar. Dolapta tuvalet kağıdından başka nevresimleri görünce hemen alıp odadakileri değiştiriyoruz. Biraz daha sakinleşiyoruz. Uyuyoruz. Ertesi gün sabah erkenden eşim ve arkadaşaları toplantıya gidecekler. Ben mutfağa girip kahvaltı hazırlıyorum. Evimizde gibi türk ürünleri ve demlenmiş çayımızla kahvaltımızı yapıyoruz. Ardından ara sokaklardaki hediyelik mağzalarını geziyorum. Muhteşem dantel örnekleri görüyorum. Brudge’da (Brüksel’in başka bir şehri) daha uygun ve güzellerinin bulunabileceğini duymuştum. Bir sonraki gün oraya gideceğiz diye almıyorum. Sadece desenlerine fiyatlarına bakıyorum. Ufak sehba örtülerinin tanesi 20-40 euro arası. Bebek elbiseleri 250 euro. Masa örtüleri ise 75den başlıyor 450 ye kadar boyutuna göre artıyor.
Belçika'nın süslü süslü kutularındaki meşhur bisküvileri ise bu dükkanlarda satılıyor...
Erdal ile farklı meydanlara sapıyoruz... 08:35 - 24/11/2009 - yorum {3} - yorum yazBrüksel 3.gün (05-11-2009)
Sabah mutfaktan gelen tıkırtılarla uyanıyoruz. Erdalın diğer toplantı arkadaşları Ankara’ya dönüyorlar. Biz biraz daha uyuyup. Bugünki programımızı yapıyoruz. Brüksel’de pek gezilecek bişey olmadığı için ortaçağ şehri olan Brudge’a gitmeye karar veriyoruz. Erdal emniyette pasaport sırasındayken bir çocuk (sanırım dış işleri bakanlığında çalışıyormuş) Erdal’a mutlaka oraya gidin diye ısrarla tembihlemiş. Ve hareket ediyoruz. Bir kaç kişi Gare do norde’dan (kuzey garı) Brudge’a tren var diyor. O tarafa gidiyoruz. Girmek isterken kapı kapalı. Gelen kapıdaki Fransızca yazıyı okuyup gidiyor. Ve bizde genç bir çocuğa soruyoruz. Trenler grevde diyor... Bu gün saat 22:00’a kadar ne trenler ne de gişeler çalışmayacak diyor. Offff sinirimiz bozuluyor. Bize diyor ki Gare Centrale’den bilet bulabilirsiniz. 71 nolu otobüs oraya gider diyor. Otobüsü bulamıyoruz. Metroya iniyoruz. 2 durak sonra iniyoruz. Yakalşık bi 45 dk boşa gidiyor. Aslında Central Garı Botanik’e çok yakınmış yürüyerek 10 dk... Offff offf neyse moral bozmak yok bugün Brudge’a gideceğiz. Ve öğreniyoruz ki orada da trenler çalışmıyor. Haydaaaaa... Bizde başka bir yol varmı diye düşünürken öğreniyoruz ki otobüslerle turlar var ancak onlar sabah 9da gitmişler bile. Saat olmuş 13. Bir alternatif var oda taksi ile gitmek ve de çok fazla tutacağı için vazgeçip mavi city turlar ile en azından Brüksel’i iyce gezelim diyoruz.
Elimizdeki haritaya bakıp durakları incelerken nerede inelim die plan yapıyoruz. Erdal diyor tüm şehri önce bir tur atalim sonra ineceğimiz yere karar verelim... Peki diyorum. İlk durak olan Cathedrale Saints Michel et Gudule’den geçiyoruz. Ardından Pacheco'dan geçiyoruz. Pacheco botanik bahçe ve müzelerin olduğu bir yer. Bir önceki gece önünden geçtiğimiz şapel'i dışarıdan görüyoruz. Yıldız Hanım içindeki heykellerin eşimin dikkatini çekeceğini söylemişti. E haliyle eşim merak ediyor. Bir bakalım diyoruz....
Cartoon Müzesinin önünden Tenteen'in heykelinin fotoğrafını çekerek üstü kapalı otobüste ıslanmadan geziyoruz...
Ardından Rogier Shoppingin önünden geçiyoruz. Ana alışveriş merkezi. Notre-Dame de Laeken kilisesi önünde uzzzunnnca bir yoldan sonra Atomiuma geliyoruz.
Ben birden heyecanlanıyorum inip asansörleri ile yukarı çıkmak istiyorum ama Erdal böyle ters ters inmek mi istiyorsun diye sorunca yooo diyorum. Aslinda çevre yemyeşil dümdüz nasil keyifli bir yürüyüş yapılır ama Erdal aksi bugün Ona sorsak ben aksiyim ama neyse... Atom çekirdeğinin 102 metre yüksekliğindeki bu figürü, Brüksel'in simgelerdinden biri sayılıyor. Atomium'un yemyeşil bir parkta olması da bu yapıyı görmek için ayrı bir neden diyordu kaynaklarda. Üstelik bu çekirdeğin toplarına çıkıp Brüksel'i seyredebiliyormuşsunuz.
Sonra Palais Royal Chinese Pavilion durağından geçiyoruz. Geri Kuzey Garından geçerek Grand Place’a geliyoruz. Pis heykel’den geçip (buraları bir önceki gün gezdiğimiz için tekrar inmiyoruz).
Sablona’a geliyoruz. Antik marketler, Sablon kilisesi, Sablon bahçesi, Sinagog, Müzik akademisi, Şapel Kilisesi vs bulunduğu yüksek yerde erdal inelim diyor. Bende bakıyorum otobüs içinde gün geçecek e hadi diyorum… Asansörün önünden şehre bakıyoruz. Sonra aşağı inip ara sokakları turladıktan sonra geri geliyoruz ve önünde indiğimiz kocamaaannn bir binaya giriyoruz.
Ben devlet binasi olduğunu düşünüp girmek istemiyorum Erdal ile giriş levhasını okuyoruz. Avrupa’nın eski en büyük anıtıymış bu ve ney biliyor musunuz? Adalet Sarayı….
Sabloon Kilisesi
Sablon Bahçesine geliyoruz. 13- 19. Yylar arası mezarmış burası. Sonra Park’a çevrilmiş. 80 yıl savaşlarında İspanya kralı Philipp II’nin kafasını Grand Place’da uçurduğu kontlara adanmış bir parkmış. Parkın etrafındaki 48 adet stunda yerleştirilmiş birbirinden farklı her bir heykel ise ortaçağdaki meslek dallarının simgeleriymiş.Su tesisatçısı, tüfek tamircisi, döşeme ustası, bakırcı, çamaşırcı, sepetçi, demirci, kumaşçı, ayakkabı ustası, değirmenci,dantelci, sicimci, kasap…
Parktan çıkarak karşıdaki Sablon Kilisesine giriyoruz. Girişteki minik minik heykelleri görünce bunlar da Heykelle kafayı yemiş diyoruz. İçindeki vitraylar ilgimizi çekiyor. Meryem Ana heykelleri olmazsa olmazı…
Tekrar otobüse binip tura devam ediyoruz… Place Louise’den geçiyoruz. Sonra Parc Cinquantenaire/Jubel Park’dan geçiyoruz.
Burada otodünyası ve Askeri müze,kraliyet tarih ve sanat müzesi mevcut. Gezmek isteyenler iniyor.
Ardından Avrupa’nın başkenti olan Brüksel’deki Avrupa Birliği parlamento binasının önünden geçiyoruz. Şu meşhur haç şeklindeki bina...
Sonra da kraliyet sarayının önünden geçerek turu tamamlıyoruz. Kraliyet sarayında:Kraliyet Park Tiyatrosu, Belçika Federal Parlamentosu, Kraliyet saray hanedan müzesi, kraliyet güzel sanatlar müzesi, Eski ingiltere ve müzik enstrümanları müzesi bulunuyor…
Aslında yürüyerek gezmek en keyiflisi ama işte uzak yerlere gitmek ve gezilecek yerleri bilmemek en büyük problem. Tur tamamlanınca yürüyoruz biraz. Bir marketten akşam için makarna alıyoruz. Atıştırmalık birşeyler alıyoruz.
İlgimi çeken meydandaki heykeli çekiyorum.
Erdal'ın heykellerini merak ettiği Şapel'e giriyoruz.Benim ruhum daralıyor. Kiliselere kendimi ait hissetmiyorum. Karanlık ve sessiz soğuk ortamından çıkıp dışarda Erdal'ı beklerken yağmuru izliyorum. Trafik yağmurda burada da sıkışıyor...
Cental Garına geliyoruz. Ve tabiki turlar çokdan bitmiş.
Sonra tekrar Grande Place ve civarını geziyoruz. Galeries Royales Saint-Hubert Avrupa'nın ilk alışveriş merkezini geziyoruz. Ortadaki heykeller ve sanat galerilerine bakıyoruz...
Aynada Erdal'ın fotoğrafını çekiyorummmm ve yürüyerek misafirhaneye dönüyoruz... 09:38 - 22/11/2009 - yorum {yok} - yorum yazBrüksel 4.gün-Amsterdam 1. gün (06-11-2009)Sabah kalkıyoruz. Valizlerimizi toparlıyoruz. Bir Türk marketine girip Amsterdam Trenine nereden bineceğimizi soruyoruz. Bize kuzey garını gösteriyorlar. Dün Brudge'a gitmeye niyetlenip de grevde olan istasyon. marketteki kadın önce beni oraya yeni yerleşmiş dil bilmeyen biri oalrak düşündü. Yardım etmek istedi. Dışarda da eşi meyve sebze kasalarını düzenliyordu. Eşim onunla ayak üstü sohbet ederken ben de kadına bir iki bişi sordum. İçtenlikle cevapladı. Sonra da o bana sordu. Bir kaç günlük bir gezi ve geri döneceğimizi Ankara'da yaşadığımızı mesleğimi falan söyledim. Kadının birden tavrı değişti. Bana pis davranmaya başladı. Bir anlam veremedik. Sonra misafirhanedeki amcanın tavrı vs trende eşimle bu konu üzerine baya bi konuştuk... Şöyle bir kanıya vardık. Aralarında sözleşmiş gibi bir durum var. Avrupada yüksek refah düzeyinde yaşıyormuş gibi gelip Türkiye'de hava atıyorlar. Ama durumlarının hiç de öyle olmadıklarını gören insanlara da sinir oluyorlar dedik.... Mesela Brüksel'de Türk mahallesindeki sokakda tüm kahvehaneler tıka basa doluydu. Hem de günün her saatinde... Sebep mi. Devlet işsizlik maaşı olarak 800-900 euro civarı maaş veriyor. 1000-1200 euroya iş bulduklarında ise çalışmıyorlarmış. Çünkü ben yatarak 900 euroyu alıyorum diyorlarmış. Sonuç oalrak da kahvehaneler tıka basa dolu... Bir de Euro Bet diye bizim Türkiye'deki iddaa varya onlar gibi idda salonları var. Oralar da tıka basa dolu... Kadınlar 4 duvar arasında cahil. Yetiştirdikleri çocuklar ne oradan ne buradan... Garip bir durum gerçekten. Onlarında işi zor ama şöyle düşündük. Türklerin de güzel meziyetleri var. Onları kaybetmeden acaba gavurun güzel yanlarını yakalamak mümkün değil mi? Elbette yaşayan bilir ama yurtdışında yaşayacak olsam dil problemimi halleder halletmez Türk mahallelerinde yaşamazdım... Umarım bu sözlerimle istemeden insanları rencide etmem... Neyse... Kuzey garına giderken Karaman'da gördüğüm gibi Amca bastonuyla önde teyzem de arkasında yürüyor... Taaaa kmlerce ötede bu kadar tanıdık bir manzarayı çekmeden edemedim :)
Bir kaç kere önünden geçtiğimiz bu anıtın ne olduğunu bilmiyorum. Ama birde gündüz vakti fotoğrafını çektim:) Kuzey garına gidiyoruz. Evet amsterdam trenleri buradan geçiyor ancak durağı burada değil dediler. Central'e gidiyoruz.
Bisiklet kiralanabiliyormuş. ancak biz sistemi çözemedik. Bu durakalrın başında bir makina var sanırım kredi kartı ile şifre vs alıp bisikleti buradan çözüp kiralayabiliyorsunuz...
Levhalandırmanın zayıf olduğu bir gar burası sora sora uluslararsı biletlerin satıldığı salonu buluyoruz. Salona girince duvarda bir kağıtta international passengers only yazısını görünce rahatlıyoruz. 2 tip trenden bahsediyorlar bize. Ben de internette Paris Brüksel Amsterdam arası işleyen bir trenin fiyatlarını falan almıştım. Trenlerden biri direk gidiyormuş. Diğeri ise bir çok istasyonda duruyormuş. Siz direk gideni tercih edin diyorlar. Ancak oraya vardığımızda tercih gibi bir şansımız yok ilk hangisi varsa ona binip gideceğiz. Roma'da intercity diye okuduğumuz trenden bilet alıyoruz. Bilet fiyati tek yön kişi başı 37 euro. Biletleri bir makinadan onaylatmamız gerekip gerekmediğini soruyoruz. İçeride kondüktör onaylıyor denilince 2. sınıftan yer bulup oturuyoruz. Bir kaç durak sonra tren kalabalıklaşıyor. Sonra bir anons geliyor. 1. sınıfta yer olduğu için ikinci sınıfta ayakta kalan yolcular 1. sınıfa geçebilir diyorlar. 2. sınıfta yer numarası yok. Şansınıza bulursanız oturuyorsunuz. Ancak 1. sınıfta biletler koltuk nosu ile satılıyor.
Hollanda sınırlarına girince cep tlflarımıza mesaj düşüyor. Hollanda da Türk büyük elçiliğinin numarası falancadır. Hoşgeldiniz gibi bişeyler. Sınır geçtiğimizi böyle anlıyoruz. Ardından trende bir anons Sevgili Intercity yolcuları Hollanda'ya hoşgeldiniz. Roterdam limanından geçiyoruz.
Ve tipik Hollanda çiftlik evlerini trende fotoğraflıyorum.
Semiz Hollanda ineklerini çekiyorum. Hayvancıklar yemekten bıkmışlar:)
Ve 2.5 saat sonra (Brüksel-Amsterdam) Amsterdam merkez istasyonuna geliyoruz. Merkez istasyonunda info da duran bayana soruyoruz. Oda bizi yönlendiriyor. Dışardan merkez istasyonu fotoğraflayıp otelin yerinin tarifini alaraktan 20 dk yürüyüş yapıyoruz.
Kanalların kenarında yürüyoruz...
Sağdaki parka bakan otele yerleşip biraz dinleniyoruz...
Kahvaltı salonu parka bakıyor... 2 adet oda gösteriyorlar. Double room giriş katta gürültü olur diye biz üst kattaki twin roomu tercih ediyoruz. Oteli gitmeden önce www.booking.com'dan rezerve ettirtmiştik. İki kişilik oda 3 gece 289 Euroydu. Otelin linkine ise işte buradan ulaşabilirsiniz...
Oda biraz küçük ama gayet temiz... Ancak çok komik ama klozetleri çok yüksek.... Amsterdam'da boy ortalamasının bayanlarda 175 erkeklerde 190 olduğunu duymuştum. Sanırım ondan... Boyum 1.65 bir Türk kadını için oldukça ideal ama kendimi bu şehirde çok kısa hissediyorum:)
Dinlendikten sonra şehir merkezine yürüyüşe çıkıyoruz. Mağzalardaki hediyeliklere bakıyoruz. Bu iç içe dönen halkalar hemen hemen heryerde karşımıza çıkıyor...
Kuğuların yüzdüğü kanallar...
Bisiklet trafiğinin yoğun olduğu noktalar...
Turistik süslenmiş sokaklar...
Hava kararmaya başlıyor... Şehirdeki bisiklet trafiği iyce ilgimizi çekiyor. Okumuştum duymuştum ama bu kadarını bile hayal etmiyordum. Böylesi dümdüz bir şehirde yaya kaldırımı kadar da bisiklet yolu mevcut. Bisikletler için trafik ışıklandırması yapılmış. Ve teker üstünde gidebilecek o kadar çok çeşitli araçlar üretmişler ki...
İşte bu da bisiklet taksi:) Adam bisiklet pedallarını çevirerek size şehir turu attırtıyor:)
Bu da merkezi istasyonu en ünlü meydana bağlayan yol... Sağa kıvrıldığınız gibi Red-light street'e geliyorsunuz... O kadar ilginç ki Amsterdam herşey serbest. Uyuşturucu kadın ticareti vs.. Red light Street'de 2şer katlı apartmanların pencereleri birer vitrin gibi süslenmiş. Vitrinlerde her tip hatun oturuyor. Travestiler, yabancılar, silikonlular vs vs... Çook uzaktan zoomlayarak aldığım bir fotoğraf..
Yanlız kuğuların hepsi de bu red light street de toplanmış. Nasıl güzel bir kanal... Ben gezmek istiyorum. Erdal ay sen de benden meraklısın diyor:) Ama onlar benim hemcinsim. Napıyorlar görmek istiyorum diyorum. E peki ben? diyor tamam girmeyelim diyorum ve bu noktadan dönüyoruz...
Restoran yapılmış bu şato tarzı evin hikayesini biryerde okumuştum bulabilirsem linkini vereyim... Madame-Tussauds müzesinin önünden geçyioruz. Şu Newyork, Londra ve birçok şehirde ünlülerin bal mumu heykellerinin olduğu müze. Beyonce ve ardında ki Obama...
09:44 - 20/11/2009 - yorum {yok} - yorum yazAmsterdam 2.gun (07-11-2009)Bir önceki gün biisklet kiralayabileceğimiz yerler ile ilgili otleden aldığımız katalogdaki haritaya bakarak MAC Bike'a geliyoruz. İçerde sayısız bisiklet var. İlgilenen bayan bize bir bir anlatiyor. Bisikletler 2 tip foot break ve hand break. Yani pedal frenli (buna ben çocukken kontrapedal diyorduk) ve el frenli. Önce pedal frenli aliyoruz ama eşim onu kullanamıyor. Zorlanınca tekrar değiştiriyoruz. Pedal frenlinin günlük kirasi 9 euro el frenlini ise 13 euro. Günlük sigorta ise bisiklet başı 3 euro. Kredi kartini veriyoruz. Bisikletlerimizi alıp çıkıyoruz. Bisikletlerde 2 adet kilit sistemi var. Amsterdam da çok fazla bisiklet olduğu için çalınma olayları da çok oluyormuş. Adam biryerden biryere giderken bisikleti alıp gittiği yerde bırakıp gidebiliyormuş. Önce gövde ve ön tekeri sabit biryere kitleyip arka tekeri de ayrıca kilitlemek gerekiyormuş. Çünkü bisikleti kilitlemek yetmiyor tekerini bile çalıyorlarmış :)
Bu şatoda tekrar duruyoruz...
Sonra Vondelpark'a gitmek için haritamizi açıp yola koyuluyoruz...
Kuğuların yüzdüğü kanallardan etrafa baka baka parka doğru yol alıyoruz.
VondelPark'a kilise kapısından giriyoruz...
Bisikletle tam bir tur atıyoruz...
Ağaçlar çiçekler böcekler etrafa bakınırken birden yağmur bastırıyor... Ağaçların altında yağmurun dinmesini bekliyoruz. Bu parkın çıkışındaki kiliseye bakmak için çıkıyoruz. Erdal önde ben arkasında bisiklet sürerken camda bir kedi görüyorum. Kadın kedisine ev ariyor. Üstelik de 100 euroya satmak isityor. Erdla da bu sırada haritaya bakmak için aniden duruyor... Veee ben arkadan ona paat die çarpıyorum:) Erdal şok durumda E: Betül neden freni sıkmadın? B: Bilmem :) Sonra farkediyorum ki bu Hollandalıların elleride büyük (boyları gibi uzun) fren uzakta olunca sıkamıyorum...
Bu deniz feneri de Amsterdam' a gelmeden önce baktığım kataloglarda sıkça gördüğüm bir resim idi. Önünde durup fotğrafını çekiyoruz..
Kuğular ördekler baka baka geziyoruz...
Başka bir parka daha geliyoruz branın adını hatırlayamadım...
Bu kızıl ağaçlara bayılıyorum... Altında bir dolu fotoğraf çektirdim...
Kemal ve dedsi parka gezmeye gelmişler. Uzakta güzel güzel dede ile oynuyorlar...
İnsanlar çocuklarını bebeklerini gezdiriyorlar...
Bu biisklet trafiğinde en hoşuma giden çocuklar için olan ışıklandırma:) Onların ışıkları da boylarına göre...
Vee yağmurdan sırılsıklam olan biz otele geri geliyoruz. Bisikletleri karşıdaki parkın demirlerine kitleyip yukarı ısınmaya çıkıyoruz...
Kendimize gelip odada birer kahve içtikten sonra yürüyerek merkeze geliyoruz... Geziyoruz
Markete uğrayıp çikolata vs alıyoruz. Çikolataya bulanmış bademleri çok uygun ve çok güzel. Paketini 0.98 euroya alıyoruz. Merci çikolataların paketleri freeshoplarda bile 4.3 euroyken burdan 2 euroya alıyoruz. Marzipanları muhteşem. Bir önceki gün test ettiğimiz için bolca hediyelik aliyoruz. Eşim hukuk müşavirine kutu çikolata alıyor.. Ve otele dönüp hepsini bir bir yerleştiriyoruz...
16:02 - 18/11/2009 - yorum {2} - yorum yazAmsterdam 3.gün (08-11-2009)bugün Türkiye'ye dönüş var... Valizleri toparlıyoruz. Lobiden check in lerimizi yapip elektronik biletlerimizi print alıyoruz. Valizleri otelde bırakıp bisikletleri teslim etmeden önce sabah bir tur daha atiyoruz. Mac Bike'a gelip bisikletleri veriyoruz. Tekrar kanalların etrafında pazar sabahı sessiz sakin yürüyüş yapıyoruz..
Kızlarıyla market alışveirşine giden bir anne:)
Mac bike'ın karşısında Elmas Fabrikasini görüyoruz. Burayı gezmek için tur grupları organizasyon yapıyormuş ancak biz bireysel turistler giremiyoruz:)
Ticari ürün taşımak için 3 tekerli taşıyıcıları da bunlar:)
Amsterdam'ın sembolü tarihi fener...
Köprünün altından geçen botu görünce Erdal buna binmedik diyorum... Betül binersek uçağı kaçırırz diyor.. Belki kısa turlar vardır diyip Erdal ı ikna edip Merkez tren istasyonuna doğru yürüyoruz...
E: Betül neyi çekiyorsun o istasyonu kaç kere çektin B: Ama kız çok güzel onu çekiyorum:)
Gerçekten çok uzun çok güzel baynalar var burada....
Bisiklet olayinin abarmış hali... Bisiklet için 3 katlı parkyeri...
Bot turu 1 saat sürüyor ve kişi başı 12 euro. Erdal pek isteksiz ama beni kırmıyor. Kenardan da yer bulamıyoruz. Ortada da çok keyfi olmuyor ama geziyoruz. Tüm kanalları geçip gerçek kanal olan Prenses kanalından geçiyoruz...
kanalın kenarındaki 16. yy da yapılmış binaların fotoğrafını çekiyoruz.. Tur bitince yürüyüşe devam ediyoruz.
Lale soğanlarının ve birçok çiçğin olduğu çiçekcinin fotoğrafını çekip
Magnet yaptıkları binalarin fotoğrafını çekiyoruz..
Meydana gelip bisikletini böyle süslemiş adamin kareliyoruz...
Magnetleri aldığım bu hediyelik mağzasında tavanda duran montofon ineklerinin fotoğrafını çekip yola devam ediyoruz...
Otele gelip valizlerimizi aliyoruz...
Bu arabayı neden mi çektim:) Çünkü o bir aaba değil motosiklet:) Bisiklet yolundan gidip geliyor...
Havaalanı için merkez İstasyonuna geliyoruz. Schipol havaalanı için kişi başı 4.8 euroya biletlerimizi alıp görüldüğü üzere 14. duraktan trene biniyoruz. Ve havaalanına geliyoruz... Akşam 16:30 da uçağımız. Ankaraya ise gece 1 gibi geliyoruz... 09:51 - 18/11/2009 - yorum {4} - yorum yaz
|
Tanım Gezelim Görelim :) Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Kategoriler
- Brüksel 1.gün- 2.gün (03/04-11-2009) - Brüksel 3.gün (05-11-2009) - Brüksel 4.gün-Amsterdam 1. gün (06-11-2009) - Amsterdam 2.gun (07-11-2009) - Amsterdam 3.gün (08-11-2009) - PARIS 1.gün (29-06-2009) - PARIS 2. gün (01-07-2009) - PARIS 3. gün (02.07.2009) - PARIS 4.gün (03.07.2009) - PARIS 5.gün (04.07.2009) |